C Harfi İle Başlayan Deyimler ve Deyimlerin Anlamları Hakkında Bilgi

  • PDF
Cadı kazanı: Alabildiğine dedikodu While wearing diapers, a diaper fetishist generally experiences a comforting feeling. The term BDSM dates back to 1969; however, the origin of the term BDSM is unclear and is believed to have been formed either from joining the term B&D with S&M , or as a compound initialism from B&D, D&S , and S&M. Cartoon pornography includes, but is not limited to, hentai and parody renditions of famous cartoons and comics. Lolita pornography features women who are 18 years old or slightly older, who pretend to be underage teen girls. Breeding is sometimes followed by felching, which involves sucking the semen from order viagra online the partner anus. Particular areas and processes of the body that change during pregnancy may also become the focus of psychological investment, but nudity or sexual activity is not always essential, and in some cases actual pregnancy is not necessary to invoke arousal. Creampie pornography features ejaculation inside the vagina , mouth or rectum instead of the common cum shot, followed by the visible seeping or dripping of semen from the vagina, mouth or anus. In contrast, a celebrity may take the route of openly releasing the tape and benefit directly from royalties as well as indirectly from the publicity. Common phrases used to refer to these individuals are chicks with dicks or the derogatory term shemale, although these are generally considered pejorative among transwomen. Many transgender people regard the term shemale as offensive, arguing that it mocks or shows a lack of respect towards the gender identity and gender expression of transgender individuals; in this view, the term emphasizes the biological sex of a person and neglects their gender. The purpose of this kind of agreement is primarily to encourage discussion and negotiation in advance, and then to document that understanding for the benefit of all parties. Commenting on why there are not as many female macrophiles, psychologist Helen Friedman theorized that because women in most societies already view men as dominant and powerful, there no need for them to fantasize about it. yapılan, fesat kurulan yer, ortam. Caka satmak : Gösteriş yapmak, büyüktük taslamak ; çalım satmak.
Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde : Yaşlanmış ama eski güzelliğini
pek yıtirmemiş kadın İçin söylenir.
Can acısı: Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı, ağrı.
Can afacak (can alıcı) (yer, nokta) : Bir konunun ya da şeyin en
önemli noktası (yeri).
Can almak : Ölüme yol açmak, öldürmek.
Can atmak (bir şeye, bir şey yapmaya) : Onu elde etmeyi, herhangi
bir duruma kavuşmayı çok istemek.
Cana can katmak : İnsanın dinçliğini, neşesini artırmak, yaşamayı da ha çekici duruma getirmek. Cana kastetmek : bk. Canına kastetmek. Cana kıymak : bk. Cantna kıymak.
Cana yakın : -1. Sevimli, içten, sokulgan kimse. -2. Şirin, gönül okşayı cı şeyler için kullanılır.
Can benim, çıksın elin canı: “Ben sağlığıma, sahip olduğum şeylere düşkünüm, bunun için ben üzülmeyeyim de, başkalarına ne olursa olsun.” anlamında.
Can beslemek : Hiç kaygı duymadan, yalnızca yiyip içip rahatına bak mak.
Can borcu : İnsana yaşama olanağı veren Tanrı’ya ya da kendisini ölüm tehlikesinden kurtaran bir kimseye olan manevi borç.
Can borcunu ödemek : Ölmek, vefat etmek.
Canciğer kuzu sarması: Birbirlerinden hiç ayrılmayan, birbirini çok seven, içli dışlı, candan {iki dost). (Kars. Ahbap çavuşlar, İki ahbap çavuş.)
Can çekişmek : -1. (Canlı için) Ölmek üzere bulunmak, son nefesini vermek üzere olmak. -2. Sona ermek, yıkılmak üzere olmak. -3. (Gü neş) Batmak üzere olmak.
Can damarı: -1. Bir İnsanın kendisi için en gerekli saydığı şey. -2. Bir şeyin en önemli, en duyarlı yönü.
Can damarına basmak : -1. Bir kimsenin en önemli, en duygulu yönü nü açığa vurmak. -2. Bir İşin en Önemli noktası üzerinde durmak.
Candan (canından) geçmek : Bir şey uğrunda canını bile verebilecek ölçüde bir özveri içinde olmak; o şey için ölümü göze almak.
Can dayanmamak (bir şeye): -1. Kötü, aa bir durum karşısında da yanıklılığını yitirmek. -2. Sevinçli bir durumdan hoşnut olmak.
Can derdine düşmek: Kendi canını korumak, kurtarmak için çaba göstermek, kendini kurtarmaya bakmak.
Can dostu : Pek içten dost, çok sevilen dost.
Can düşmanı: Aşırı düşmanlık gösteren kimse, şey.
Can evi: -1. Kalp, yürek, gönül. -2. Bir şeyin en duyarlı noktası.
Can evinden (evine) vurmak (yıkmak) (birini) : En duyarlı yerinden saldırmak, en hayati noktasından yaralamak.
Can feda (kurban) : Uğrunda ölüm bile göze alınabilecek kadar gü zel, iyi olan kimse, şey için söylenir.
Can (canı) gelmek : Güç kazanmak, canlanmak.
Can havli ile : Canını kurtarmaktan, ölüm korkusundan kaynaklanan güçtü tepkiyle..
Can havline düşmek : Canını kurtarmak kaygısı içinde olmak.
Canı acımak: Vücudun herhangi bir yerinde acı duymak ; canı yan mak.
Canı (yüreği) ağzına gelmek : -1. Çok heyecanlanmak. -2. Çok kork mak.
Canı burnuna gelmek : Bir şey yapılırken çok zorluk çekmek; bunal mak.
Canı burnunda : Yorgun, bezgin; olup bitenlere kazanamayacak du rumda olan.
Canı cehenneme : Sevilmeyen bir kimse ya da şey İçin duyulan nefre ti, öfkeyi ya da umursamazlığı anlatmak için söylenir.
Canı çekilmek : Vücudun bir organı için, gücünü canlılığını yitirmek.
Canı çekmek (bir şeyi) : Onu istemek, arzulamak, ona imrenmek. (Kars. Ağzı sulanmak, gönlü çekmek.)
Cam çıkmak: -1. Zor bir İş görüp pek bitkin bir duruma düşmek. -2. Çok örselenip yıpranmak. -3. Ölmek.
Canı geçmek : Uyumak, dalmak.
Canı gelmek: bk. Can gelmek.
Canı gitmek (bir şeye) : Özen gösterilen, üzerine titrenen bir şeye za rar gelecek diye çok kaygılanmak.
Canı gönülden (yürekten) : İçtenlikte, samimi olarak, İsteyerek.
Canı ile oynamak : Tehlikeli işlerle uğraşmak.
Canı ile uğraşmak : Eski sağlıklı durumuna kavuşmaya çalışmak, öt memek için çaba harcamak.
Canı istemek (bir şeyi): -1. Bir şeyi yapmaya ilgi, heves duymak. -2. Bir şeye karşı içinde istek uyanmak.
Canı isterse : Olumsuz bir yanıt karşısında, “Kabul etmezse etmesin” anlamında umursamazlık bildirir.
Canıma değsin : bk. Oh canıma d eğ s in.
Canımın içi: Canım kadar çok sevdiğim kimse.
Canımı sokakta bulmadım : ‘Bu sıkıntıya katlanmaya, bu tehlikeye atıl maya hiç niyetim yok.” anlamında.
Canım yanmaz: Üzülmeye konu olan şey ile yol açtığı kötü durum arasında denklik olmadığı durumlarda kullanılan yazıklanma sözü.
Canına acımamak: Kendini tehlikelerden korumayı düşünmemek,, kendini yıpratmak, sağlığını düşünmemek.
Canına değmek : Hoşlandığı bir şey olduğu, bir şeyi yaptığı için keyif lenmek.
Canına değsin : “Yapılan iyilikler o ölmüş kimseye ulaşsın, onun ruhu’ şad olsun.” anlamında.
Canına düşkün : Kendine iyi bakan, her şeyine Özen gösteren, rahatı na düşkün (kimse).
Canına (cana) kastetmek : öldürmeye niyet etmek.
Canına (cana) kıymak: -1. Bir kimseyi, canlıyı öldürmek, katletmek. -2. Kendini öldürmek, intihar etmek. -3. Gücünü aşan işleri yaparak kendine eziyet etmek.
Canına minnet: Herhangi bir durumu, başka durumlarla karşılaştırdı ğında daha iyi bulan kimse için söylenir.
Canına okumak : -1. Bir kimseye, hayvana, şeye büyük zarar vermek. -2. İyi bir şeyi, yolunda giden bir işi berbat etmek.
Canına susamak :Belayı üzerine çekecek, kendisinin ölümüne yol aça cak davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak, eceline susa mak.)
Canına tak demek (etmek): Bir sıkıntı, olumsuzluk, artık katlanılmaz duruma gelmek. (Kars. Bıçak kemiğe dayanmak)
Canına tükürdüğüm (tükürdüğümün, üfürdüğüm): Kızılan bir şey den söz ederken söylenir.
Canına yandığım (yandığımın) : Öfke, hayranlık, sevgi gibi duyguları belli ezgilemelerle anlatır. .
Canına yetmek: -1. Artık dayanamayacak duruma gelmek, bezmek, bıkmak. -2. Bıktırmak, bezdirmek.
Canından bezmek (bıkmak, usanmak) : Yaşama isteği yok olacak ka dar sıkıntı içinde olmak.
Canından geçmek : bk. Candan geçmek.
Canından etmek (birini) : Onun ölümüne yol açmak, onu öldürmek.
Canından olmak: ölmek.
Canını acıtmak : Bir yerinin acımasına yol açmak.
Canını almak: -1. Öldürmek. -2. Çok sevindirmek, canını verdirecek kadar memnun etmek.
Canını bağışlamak: Öldürmekten vazgeçmek.
Canını cehenneme göndermek : öldürmek.
Canını çıkarmak : -1. Öldürmek. -2. Çok yormak, hırpalamak. -3. Boz mak, yıpratmak, eskitmek.
Canını dar atmak (bir yere): Tehlikeli durumdan güçlükle kurtularak bir yere sığınmak.
Canını dişine takmak (almak) : Bir işe her türlü tehlikeyi göze alarak, bütün gücüyle girişmek.
Canının derdine düşmek : Tehlikeli bir durumda kendinden başkasını düşünmemek.
Canını sıkmak: Neşesini kaçırmak, keyfini bozmak, üzmek.
Canını sokakta (pazarda) bulmamak : Bedeni olur olmaz şeylerle yıpratmamak, sağlığın değerini bilmek.
Canını vermek : Değerli bir şey uğruna her türlü fedakârlığı yapmak, hatta ölümü bile göze almak.
Canını yakmak : -1. Bir yerini acıtmak, act vermek. -2. Sıkıntı ve zara ra uğratmak.
Canı pahasına : Ölümü göze alarak, hayatını tehlikeye atarak.
Canı sağ olsun: Çeşitli kayıplar karşısında “Kendisi sağ ya, önemli olan bu” anlamında teselli sözü.
Canı sıkılmak: -1. Yapacak bir işi, oyalanacak bir şey olmadığı için bir sıkıntı duymak. -2. Bir olaydan, durumdan büyük üzüntü duymak; neşesi kaçmak. -3. Bir kimse için yan üzülmek, yan öfkelenmek.
Canı tatlı: Zorluklara katlanmayı göze almayan (kimse).
Canı tez: Bir işin çabucak yapılmasını isteyen, sabırsız (kimse). (Kars. İçi tez.)
Canı yanmak : -1. Vücudun herhangi bir yerinde aa duymak; canı acı mak. -2. Aa bir deneme geçirmek, bir İşte büyük zarara uğramak.
Canı yok mu? : -1. “O, bu sıkıntıya nasıl dayanıyorsa sen de dayanma lısın.” -2. “Ona bu kadar zor bir işi yaptırmak insafsızlıktır.” -3. “O da o şeyden istiyor.” anlamlannda.
Can kalmamak : Gücü tükenmek, bitkin duruma gelmek.
Can kaybı: Tehlikeli bir durumda meydana gelen ölüm; ölüCan kaygısı (korkusu) : -2. Öleceğini sanmaktan doğan korku. -2. Bu korkuyla ölmemek İçin çabalama.
Can kaygısına düşmek : Hayatını’ kurtarmaktan başka bir şey düşün memek.
Can kulağı ile dinlemek (birini, bir şeyi): Anlatılanları iyice kavrama ya çalışarak, dikkatlice dinlemek.
Can kuşu: Ruh.
Canla başla : Her türlü fedakârlığı göstererek, var gücüyle.
Canlı cenaze : Çok zayıf, çelimsiz (kimse).
Can sağlığı: -1. İhsanın sağ ve sağlıklı olması. -2. İçinde bulunulan iyi durumla yetinmek, daha iyisini beklememek gerektiğini belirtmek için söylenir.
Can sıkıcı: Üzüntü ve tedirginlik veren, üzücü, sıkıntılı.
Can sıkıntısı: Yapacak bir iş ya da oyalanacak bir şey bulamayan kimsenin duyduğu ruhsal tedirginlik, bunalım.
Can sıkmak: Usanç vermek, bıktırmak.
Can vermek : -1. Ölmek. -2. Kutsal sayılan şeyler için hayatını feda et mek. -3. Diriltmek, canlandırmak.
Can yakmak: -1. Acıtmak, eziyet etmek, zulmetmek. -2. Bîr kimseyi büyük zarara uğratmak.
Can yoldaşı: Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse, hay van, şey.
Cartayı çekmek : -1. Ölmek. -2. Yellenmek, osurmak.
Cart curt etmek : “Şöyle yaparım, böyle yaparım” diye yüksekten ko nuşmak, korkutmaya çalışmak.
Cart kaba kâğıt: “Senin yüksekten atmana, korkutmana hiç kimse al dırmıyor.” anlamında.
Cavlağı çekmek: Ölüp gitmek.
Cebi delik: Parasız, züğürt (kimse).
Cebinde akrep olmak: Cimri olmak, para harcama konusunda çok is teksiz davranmak. (Kars. Elî cebine varmamak.)
Cebinden çıkarmak (birini) : Zekâ, bilgi, beceri vb. bakımlardan söz konusu kimseden üstün olmak.
Cebine indirmek (atmak) (bir şeyi) : Hakkı olmayan bir şeyi kendine mal etmek.
Cebini doldurmak: Fırsatlardan yararlanıp bol para kazanmak.
Cebi para görmek: Artık para kazanmaya başlamak; eli para gör mek.
Cehennem azabı: Dayanılmaz, çok büyük üzüntü, eziyet.
Cehenneme kadar yolu var: “Hiç buralarda görünmesin, defolup git sin, cehenneme gitsin.” anlamında kızgınlık sözü.
Cehennem gibi: Çok aşırı ölçüde sıcak.
Cehennemin dibi (bucağı) : Çok uzak, varılması pek güç yer.
Cehennemin dibine gitmek, cehennem olmak : Defolup gitmek.
Cemaziyelevvelîni bilmek (birinin): Onun herkesçe bilinmeyen, geç mişteki kötü bir durumunu bilmek.
Cephe almak (birine) : Ona karşı düşmanca tavır takınmak; bir düşün ceye karşı olmak, direnmek.
Cepheden hücuma geçmek : Doğrudan, açıkça karşı çıkmak.
Cesaret almak (bulmak) : Bir kimseye, şeye güvenerek gücü artmak.
Cesaret etmek (bir şeye): Tehlikeli bir işe korkmadan girişmek, güç-
füğü ya da tehlikeyi göze almak.
Cesaret gelmek : Yılgınlığı gitmek, yüreklenmek.
Cesaret göstermek : Yürekli davranmak.
Cesaretini kırmak : Cesaretini yok etmek, yürekliliğini sarsmak, umut suzluğa düşürmek.
Cesaret vermek (birine) : Birinin yılgınlığını gidermek, birini yüreklen dirmek; ona moral vermek.
Cevabı yapıştırmak (dayamak): Karşısındakine hiç de beklemediği ters ve kesin bir yanıt vermek.
Cevahir (cevher) yumurtlamak : Saçma sapan konuşmak.
Cevap vermek (bir şeye) : Bir gereksinimini karşılamak.
Cevher yumurtlamak : bk. Cevahir yumurtlamak.
Ceza almak: -1. (Öğrenci için) Cezalandırmak. -2. (Suçlu İçin) Para ödeme zorunda bırakılmak.
Ceza çekmek: İşlediği suçtan ötürü hapiste yatmak; cezasını çek mek.
Ceza kesmek (bîrine) : Bir görevli, yasadışı bir davranışı nedeniyle suçluya para cezası yazmak.
Cezasını çekmek: -1. bk. Ceza çekmek. -2. Yaptığı yanlış bir işin, davranışın zararını görmek.
Cezaya çarptırmak (birini) : Onu cezalandırmak.
Ceza yemek : Cezalandırılmak. (Kars. Hüküm giymek.)
Cıcığı çıkmak : Çok hırpalanmak.
Cici bici: Güzel, İyi, yeni, sevimli, renkli ve süslü eşyalar için söylenir.
Cicim ayı: Evliliğin ilk zamanları, balayt.
Ciğeri beş para etmez: Çok değersiz, aşağılık, İşe yaramaz kimse için söyfenir.
Ciğerini okumak : Bir kimsenin ne düşündüğünü pek iyi bilir durumda olmak.
Ciğeri sızlamak (parçalanmak) : Çok acı duymak, üzülmek (Kars. İçi burkulmak, sızlamak, parçalanmak.)
Cim karnında bir nokta : Hiçbir şey bilmeyen, kara cahil kimse için söylenir.
Cin çarpmak: Boş inançlara göre cinlerin saldırısına uğrayıp hastalan mak, sakatlanmak, aklını yitirmek.
Cin çarpmışa dönmek : Neye uğradığını anlayamayacağı kötü bir du ruma düşmek.
Cin fikirli: Çok akıllı, çok zeki, çok kurnaz (kimse).
Cin gibi: Pek anlayışlı ve çok zeki (kimse).
Cin ifrit olmak (kesilmek) : Son derece kızmak, aşırı öfkelenmek.
Cinler cirit (top) oynamak : Bir yerde hiç kimse bulunmamak; bir yer tenha ve ıssız olmak.
Cirit atmak (bir hayvan, bir kimse) : Zararlı yaratıklar yada insanlar meydanı boş bulup istediği gibi davranmak.
Cuk oturmak: -1. bk. Aşığı cuk oturmak. -2. Uygun olmak, uygun düşmek.
Cümbür cemaat: Topluca, hep birlikte.