E Harfi İle Başlayan Deyimler ve Deyimlerin Anlamları Hakkında Bilgi

  • PDF

Eceli gelmek : -1. İnsanın yaşamı doğal olarak sona ermek, eceli Mutual masturbation can be practiced by males or females in pairs or groups with or without actually touching another person as indicated by the following examples of contact versus non-contact scenarios: Non-contact mutual masturbation Two people masturbating in the presence of each other but not touching. A male voyeur is commonly labeled Peeping Tom, a term which originates from the Lady Godiva legend. Examples of heterosexual pornographic film series featuring creampies include Cream Filled Teens and Internal Cumbustion. Because the viewing of such films carried a social stigma, they were viewed at brothels, adult movie theaters, stag parties, at home, in private clubs and also at night cinemas. Most soft crush fetishists avoid being placed under the same label as hard crush fetishists, believing that crush films with larger animals give the entire group a bad label. Its primary goal is sexual arousal in its audience. For circumcised males, on whom the glans is mostly or completely uncovered, this technique creates more direct contact between the hand and the glans. Since the 1980s, many practitioners and organizations have adopted the motto safe, sane and consensual, commonly abbreviated as SSC, which means that everything is based on safe activities, that all participants be of sufficiently sound/sane mind to consent, and that all participants do consent. In general, BDSM play is usually structured such that it is possible for the consenting partner to withdraw his or her consent during a scene; for example, cheap viagra by using a safeword that was agreed on in advance. The inside of a smotherbox is often padded to provide support for their neck and prevent their head from moving. Rape pornography features performers simulating rape. In more vigorous forms of fisting, such as punching or punchfisting, a fully clenched fist may be inserted and withdrawn slowly. Bondage websites and bondage imagery in mainstream pornography As of 2003, specialist bondage magazines were mostly displaced by the availability of bondage material on the World Wide Web, and the presence of bondage imagery in mainstream pornographic magazines such as Nugget and Hustler Taboo magazine. ile ölmek. -2. Doğal olmayan bir nedenle ölmek ya da öldürülmek.
Eceline susamak : Ölümüyle sonuçlanabilecek tehlikeli davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak, ölümüne susamak.)
Ecel şerbeti içmek : Ölmek.
Ecel teri dökmek : Tehlikeli bir durum karşısında büyük korku ve kay gı duymak; kendini ölecekmiş gibi hissetmek.
Eciş bücüş : Çirkin görünüşlü. (Kars. Çarpık çurpuk, eğri büğrü.)
Edebiyat yapmak: Bir konuda süslü, yapmacıklı boş sözler söyle mek.
Efkâr dağıtmak : Kaygıyı, üzüntüyü, tasayı neşelenerek, eğlenerek gi dermeye çalışmak.
Efradını cami, ağyarını mani: (esk.) “Gerekli her tür şeyi içeren, ge reksizleri konu dışı bırakan” tanım için söylenir.
Eğri büğrü : Eğilmiş, bükülmüş; çarpık çurpuk. (Kars. Eciş bücüş.)
Ekalliyette kalmak : bk. Azınlıkta kalmak.
Ekin iti: Başını yukarı kaldırıp herkese yüksekten bakan kimse için kul lanılır.
Ekmeğinden etmek (birini) : Onu işinden çıkarmak, atmak.
Ekmeğinden olmak (biri) : Geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak.
Ekmeğine yağ sürmek (bir şey, birinin) : İstemeden, düşüncesizce yaptığı bir iş, karşı tarafın işine yaramak.
Ekmeğini çıkarmak : Geçimine yetecek kadar kazanç sağlamak.
Ekmeğini eline almak: Geçimini kendi sağlayacak duruma gelmek, (Kars. İş tutmak).
Ekmeğini taştan çıkarmak : Geçimini sağlama konusunda pek bece rikli, yetenekli olmak.
Ekmeğini yemek (birinin): -1. Birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak. -2. Geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak.
Ekmeğiyle oynamak (birinin) : Bir kimse kendisinin ya da başkasının işini kaybetmesine neden olmak.
Ekmek aslanın ağzında : “Geçimini sağlayacak bir iş bulmak ve para kazanmak çok zor.’ anlamında.
Ekmek elden su gölden : Çalışmayıp başkasının kesesinden bol bol yiyip içme.
Ekmek kapısı : Bir kimsenin geçimini sağladığı yer ya da iş; geçim kapısı.
Ekmek kavgası: Geçimini sağlama çabası.
Eksik çıkmak : Olması gerekenden daha az olduğu anlaşılmak.
Eksik etek: Kadın, eş için aşağılama sözü.
Eksik etmemek (bir şeyi) : -1. O şeyi her zaman bulundurmak. -2. Ona devam etmek, onu sürekli yapmak.
Eksik gedik : Gerekli olan ufak tefek şeyler.
Eksik gelmek : Gerekli olandan daha az olmak, yetmemek.
Eksikliğini duymak (bir şeyin, birinin): O şeyin eksik, yarım, noksan olduğunun bilincine ermek; o kimseyi arar olmak.
Eksik olma : “Sağ ol, var ol” antamında teşekkür sözü.
Eksik olmasın : “Sağ olsun, var olsun” anlamında iyi dilek sözü.
Eksik olsun : -1. “İstemem, gereği yok.” anlamında öfkeyle söylenir. -2. Kızılan bir kimse için “ölsün!” anlamında kullanılır.
El açmak : Dilenmek, başkasından para ve yardım ister duruma düş mek; avuç açmak.
El alışkanlığı (yatkınlığı) : Bir işin birçok kez yapılması sonucu kazanı lan beceri, ustalık.
El atmak (birinden) : -1. Tarikatlarda bir mürit, mürşidinden başkaları na yol gösterme iznini almak. -2. Bir sanat öğrenen çırak, ustasından kendi başına iş yapabilme iznini almak. -3. İskambil oyunlarında kar şı taraftan daha kuvvetli kâğıdı oynayarak üstünlük sağlamak.
El altından : İstenildiği zaman kolayca alınabilecek, bulunabilecek yer de, hazırda.
El altında : Gizlice, kimsenin haberi olmadan. (Kars. Alttan alta, gizli den gizliye.)
El atmak (bir şeye) : -1. Yeni bir işe başlamak. -2. Birisinin işine karış mak; müdahale etmek. -3. Birine sarkıntılık etmek.
El ayak çekilmek : Ortalıkta kimse kalmamak, ortalık sessizleşip ıssız laşmak.
El basmak (bir şeye) : Ekmek ya da kutsal kitaplardan biri üzerine el koyarak ant içmek, yemin etmek.
El bebek, gül bebek :Çok sevilen ve nazlı büyütülen, şımarık çocuk İçin söylenir.
El beğenmezse yel (yer) beğensin : “İnsanı beğenecek kişiler olmaz sa, şerefsiz yaşayacağına ölmesi daha iyidir.’ anlamında.
El çabukluğu: -1. Bir işi çabuk biçimde yapma ustalığı. -2. Bir şeyi sezdirmeden yapma.
El çabukluğuna getirmek (bîr şeyi) : Bir işi, hilesini sezdirmeden çabucak yapmak
El çekmek (bir şeyden) : O şeyden vazgeçmek, artık onu yapma mak.
El çektirmek (birisine, işten): Onu görevinden, İşinden uzaklaştırmak.
Elde avuçta bir şey bırakmamak: Para, mal mülk, vb’yi savurganca harcayıp tüketmek.
Elde avuçta bir şey kalmamak: Para, mat, mülk vb. harcanarak bit mek, tükenmek.
Elde avuçta ne varsa : Elindeki bütün mal, mülk , para.
Elde etmek (bir şey) (birini) : -1. Bir şeye sahip olmak, onu edin mek. -2. Bir şey meydana getirmek, üretmek. -3. Bir kimseyi kendi yanına çekmek. -4. Bir kimseyi kendi hizmetine almak.
El değiştirmek: Bir şeyin sahipliği ya da kullanımı birinden bir başka sına geçmek.
El değmemiş : -1. Hiç kullanılmamış, hiç dokunulmamış. -2. Saflığı bo zulmamış.
Elde (elinde) kalmak: -1. Bir mal satılamadığı için olduğu gibi sahi binde durmak. -2. Harcamanın sonunda artmış olarak durmak.
Elden ayaktan düşmek (kesilmek) : Hastalık ya da yaşlılık sonucu yü rüyemez, iş yapamaz duruma gelmek.
Elden çıkarmak (bir şeyi) : O şeyi satmak, başkasına devretmek.
Elden çıkmak (bir şey): O şey satılmak, başkasına devredilmek.
Elden düşme : Az kullanılmış ya da sahibinden ucuza alınmış (mal).
Elden (elinden) düşürmemek (bir şeyi) : O şeyle uzun süre yakın dan ilgilenmek.
Elden ele : Bir kişiden ötekine.
Elden ele dolaşmak : -1. Birçok kimsece alınıp bakılmak. -2. Birçok sa hip değiştirmek.
Elden geçirmek (bir şeyi) : -1. Onu incelemek, kontrol etmek. -2. Onu onarmak, düzeltmek.
Elden gel: -1. “Seni kutlarım.” -2. “Parayı hemen ver.” anlamında.
Elden gelmemek : Bir şey yapamamak, dayanamamak.
Elden (elinden) geldiği kadar: Yapabildiği, mümkün olduğu kadar.
Elden gitmek (bir şey, biri) : Onu yitirmek, ondan mahrum kalmak.
Elden ne gelir: “Ne yapılabilir?” anlamında çaresizlik bildirir.
Elden (elinden) kaçırmak (bir şeyi) : Onu elde etmek fırsatını yitir mek.
Elde (elinde) tutmak (bir şeyi): Bir duruma ya da işe hâkim olmak.
Ele almak (bir şeyi) : -1. Bir şey üzerinde çalışmaya başlamak. -2. Bir şeyi inceleyip araştırmak, eleştirmek.
Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, şımarık ve taşkın davranışlar da bulunmak.
Ele geçirmek (birini, bir şeyi) : -1. Onu yakalamak. -2. Onu elde et mek, edinmek, ona sahip olmak.
Ele geçmek: -1. Yakalanmak. -2. Elde edilmek.
Ele gelmek : -1. Bir şey ele tutulabilir duruma gelmek. -2. Bebek kuca ğa alınacak kadar büyümek.
Ele güne karşı: Herkese karşt, herkesin Önünde.
El elde baş başta : “Hiçbir şey kalmadı, her şey tükendi.” anlamında.
Et ele vermek (biriyle) : Onunla işbirliği yapmak, güçlerini birleştir-rnek.
El emeği: -1. Elde yapılan iş, ürün. -2. Elle yapılan çalışmanın karşılı ğı, ücreti.
El etek çekmek (bir şeyden) : -1. Artık o şeyle uğraşmaz olmak. -2. Kendini bütünüyle ibadete vermek.
El etek öpmek : -1. İşini yaptırmak için çok yalvarmak. -2. Yaltaklan mak, hoş görünmeye çalışmak, dalkavukluk etmek.
El etmek (birine) : Ona “gel” anlamında el sallamak.
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı : (ele verir öğüdü, kendi keser
söğüdü) : “Başkasına verdiği öğüdü kendisi tutmaz, dahası tersini ya par.” anlamında.
Ele vermek (birini) : -1. Suçlu bir kişiyi güvenlik kuvvetlerine haber ve rip yakalatmak. -2. Aynı suçu işlemiş bir kişinin suç arkadaşlarını, kendisi yakalanınca baskı ya da çözülme sonucu güvenlik kuvvetleri ne yakalatmak.
Et gün : Herkes, el âlem.
Eli açık : Cömert, para harcamaktan çekinmeyen (kimse).
Eli ağır: -1. Yavaş iş yapan (kimse). -2. Eliyle vurduğunda acıtan kim se; ağır elli.
Eli ağzında kalmak : Çok şaşırmak, şaşırıp kalmak.
Eli alışmak (bir şeye) : -1. Bir işte ustalık kazanmak. -2. Herhangi bir davranışı alışkanlık haline getirmek.
Eli altında otmak : Aradığı, istediği zaman bulabileceği yerde olmak.
Eli armut mu devrişiyor? (eli armut devşirmiyor ya?) : “Bir kimse bir iş yapıyorsa, öteki de boş durmaz, aynı işi yapabilir.” anlamında.
Eli ayağı (kolu) bağlı kalmak : -1. Bir şey yapamayacak durumda ol mak. -2. Yardıma olması, çözüm bulması gereken bir konuda, hiçbir şey yapamamak. Eli ayağı buz kesilmek: Aldığı üzücü bir haber yüzünden İş yapamaz
duruma gelmek.
Eli ayağı düzgün olmak : Bedence, görünüşçe kusursuz olmak, iyi gö rünmek.
Eli ayağı(na) dolaşmak: Telaştan, heyecandan ne yapacağını şaşır mak, saçma sapan işler yapmak.
Eli ayağı titremek :” Korkur sinir, vb. yüzünden heyecanlanmak. Eli ayağı tutmak : İş yapabilecek durumda olmak.

Eli bol: -1. İş yapabilecek parası olan (kimse). -2. İş için gerekli araçla rı esirgemeyen (kimse).

Eli bollaşmak : Para yönünden rahatlamak.

Eli boş : O sırada yaptığı bir işi olmayan (kimse).

Eli boş dönmek (bir yerden): İstediğini elde edemeden dönmek.
Eli (elleri) boş gelmek (gitmek) (bir yere) : O yere armağansız gel mek (gitmek).
Eli böğründe (koynunda) kalmak : Başarısızlığa uğramak, bir iş yapa maz duruma düşmek; umutsuz, çaresiz duruma düşmek.
Eli cebine varmamak (gitmemek) :* Para harcama konusunda cimri davranmak, para harcamaya yanaşmamak. (Kars. Cebinde .akrep ol mak.)
Eli (eline ) çabuk : Çabuk iş yapan (kimse).
Eli darda : Para sıkıntısı içinde.
Eli değmek (değmemek) ermek (ermemek) (bir şeye) : Söz konu su işi yapacak vakit ve fırsatı bulmak (bulamamak).
Eli ekmek tutmak: Geçimini sağlayacak duruma gelmek. (Kars. Ek meğini eline almak.)
Eli ermek (ermemek) (bir şeye, bir şeyi yapmaya) : Onu yapmaya
vakti olmak (olmamak).
Elifi görse mertek (direk) sanır : Bilgisizliğine rağmen bilgiçlik tasla yan, okuması yazması olmayan bir kimse için alay yollu söylenir.
Eli geniş : Para sıkıntısı çekmeyen; cömert (kimse).

Eli genişlemek : Eli bol para geçmek, harcama olanağı olmak.
Eli gitmek (bîr şeye) : Onu tutmak, yakalamak istemek.
Eli hafif : Acıtmadan iş gören (dişçi, iğneci).
Eli İşe yatmak : Bir işi yapabilecek el becerisi olmak.
Eli işte (aşta), gözü oynaşta : İş yapar görünen, fakat aklı başka şey lerde olan, (kimse).
Eli kalem tutmak: -1. Yazı yazmayı bilmek. -2. Bir konu hakkında ba şarılı bir biçimde yazı yazma yeteneğine sahip olmak.
Eli kırılmak : Eli bir işe yatkın duruma gelmek.
Eli kolu bağlı olmak (durmak, kalmak) : Üzerine düşen ya da üzeri ne aldığı bir görevi çeşitli nedenlerle yapamayacak durumda olmak.
Eli kulağında : Olması ya da gerçekleşmesi çok yakın.
Eli kurusun : “Elin tutmaz, bir iş görmez olsun.” anlamında ilenç.
Eli mahkûm : “Bu işi yapmak zorunda.” anlamında.
Eli maşalı: Şirret, edepsiz, kavgacı (kadın).
Elinden almak (bir şeyi, birisi) : Birini sahip olduğu bir şeyden, bir kimseden yoksun kılmak.
Elinden bir İş gelmemek: Hiçbir iş yapamamak.
Elinden bir kaza (sakattık) çıkmak : İstemeyerek birisini yaralamak ya da Öldürmek.
Elinden bir şey gelmemek : Olanaksızlık, çaresizlik ya da beceriksiz lik yüzünden yardıma olamamak.
Elinden çekmek: -1. Bir kimse yüzünden sıkıntıya düşmek. -2. Bir kim seyi öç almak için sıkıntıya sokmak.
Elinden düşürmemek (bir şeyi) : Sürekli onunla İlgilenmek.
Elinden geleni ardına koymamak : Elinden gelen her türlü kötülüğü yapmak.
Elinden geleni yapmak: Bir işi bilgisinin ve gücünün yettiği kadarıyla yapmak.
Elinden gelmek : Söz konusu şeyi yapma becerisi olmak.
Elinden hiçbir şey kurtulmamak : Her şeyi becerebilecek yetenekte olmak.
Elinden İş çıkmamak: Elindeki İşi zamanımda bitirememek; elindeki işi sürüncemede bırakmak.
Elinden tutmak (birinin): -1. Ona yardım etmek. -2. İlerlemesine yar dıma olmak, kayırmak.
Elinde olmak {bir şey) : O şeyi yapabilecek durumda olmak, o şey onun yetkisi, becerisi içinde olmak.
Eline ağır: Elinden çabuk iş çıkmayan (kimse).
Eline ayağına düşmek (kapanmak, sarılmak) : Bir isteğini yaptırabil mek için bir kimsenin ayaklarına kapanıp yalvarmak.
Eline ayağına üşenmemek : İşini severek yapmak.
Eline bakmak (birinin) : Bir kimsenin yardımıyla geçinebilir durumda otmak.
Eline düşmek (bir şey birinin) (biri birinin) : -1. O şey (yer vb) onun egemenliği, buyruğu altına girmek. -2. Ona yakalanmak. -3. Kendisi ne hıncı bulunan bir kimseye muhtaç duruma gelmek. -
Eline, eteğine sarılmak: Birine bir iş için çok yalvarmak.
Eline geçmek (bir şey) (birisi) : -1. Kazanmak, elde etmek. -2. Bul mak. -3. Yakalamak.
Eline kalmak (birinin): Kendisine yardım edecek ya da bakacak on dan başka kimsesi kait ak.
Eline (elinize, ellerinize, ellerine) sağlık: “Yaptığın iş iyi olmuş, teşek kür ederim.” anlamında.
Eline su dökemez : “Bu kimse, adı geçen kimsenin çırağı bile olamaz, onunla aynı değerde değildir.” anlamında.
Eline vur, ekmeğini (ağzından) al: Sessiz, pısırık (kimse).
Elini ayağını çekmek (biri, bir yerden) : Oraya uğramaz olmak, artık oraya gitmemek.
Elini ayağını kesmek (birinin, bir yerden) : Onun oraya uğramasını engellemek.
Elini ayağını öpeyim : “Çok yalvarıyorum.” anlamında bir şeyin yapıl masını isterken söylenir.
Elini cebine atmak : Cebinden pars çıkarmak için davranmak.
Elini çabuk tutmak : Bir işi çabuk yapmaya çalışmak.
Elini eteğini çekmek (bir şeyden) : O şeyle ilgisini tümüyle kesmek.
Elini kana bulamak : Bir kimseyi yaralamak ya da öldürmek.
Elini kolunu bağlamak (bir şey, birinin) : O şey onu hiçbir iş yapama yacak duruma getirmek.
Elini kolunu sallaya sallaya dolaşmak (gezmek) : Pervasızca, ser bestçe, çekinmeden dolaşmak.
Elini kolunu sallaya sallaya gelmek: Bir yere eli boş olarak, hiçbir ar mağan almadan gitmek.
Elinin altında : Her zaman kolayca yararlanabileceği yerde ve yakınlık ta.
Elinin körü: “Sorduğun sorular yeter artık, kötü sözler söyleyeceğim şimdi!” anlamında paylama sözü.
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Evde hiçbir işe el sürme mek, çok nazlı olmak.
Elini sürmek (bir şeye, birine) : -1. bk. elini sürmemek. -2. Birine her hangi bir kötülük yapmak; dövmek, tecavüz etmek.
Elini sürmemek (bir şeye) : -1, O şeyi eline almamak, o işi yapma mak. -2. Tenezzül etmemek.
Elini uzatmak (birine) : Ona yardım etmek, destek olmak.
Elini veren kolunu alamaz: ‘Çıkara bir kimsedir. Senin cömert, yar dımsever biri olduğunu anlarsa, elinden zor kurtulursun.” anlamında.
Elini vicdanına (kalbine) koyarak (söylemek) : Doğru, hakça (söyle mek); gerçekleri, doğruları gizlemeden (söylemek).
Eli olmak (bir şeyde) : -1. Bir işe herhangi bir biçimde katkıda bulun mak. -2. Bir işle gizli bir ilişkisi olmak.
Eli para görmek : Para kazanmak, cebi para görmek.
Eli sıkı: Cimri, kolay para harcamayan (kimse).
Eli silah tutmak: Silah kullanıp savaşabilecek durumda olmak.
Eli sopalı: Zorba, sert, baskıcı (kimse, yönetim).
Eli şakağında : Düşünceli, tasalı, kaygılı.
Eli uzun : Fırsatını bulunca eline geçirdiklerini aşıran, hırsız.
Eli varmamak (gitmemek) (bir şeye): Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak; o işi yapmak için içinde bir istek duymamak.
Eli yatkın (bir işe) : O işe alışkın, becerikli (kimse).
Eli yatmak (bir işe): Bir işi yapabilecek el becerisi edinmiş olmak.
Eliyle koymuş gibi (bulmak) (bir şeyi, birini): Aradığını hemen, kolayca (bulmak).
Eli yüzü düzgün : Yüzüne bakılabilir olan, güzelce (kimse).
El kadar: Çok küçük (Kars. Bacak kadar.)
El kaldırmak : -1. Söz istemek ya da oy verdiğini belirtmek için elini havaya kaldırmak. -2. Kendisinden büyüğe vuracakmış gibi davra-mak.
El kapısı: -1. Yabancıların evi, yurdu. -2. Bir kızın gelin gittiği ev. -3. Ki şinin geçimini sağladığı işyeri.
El kiri: Hiçbir değeri olmayan, geçici (özellikle para için söylenir).
El koymak (bir şeye) : -1. Bir şeyi, kendi buyruğu altına almak; bir ye rin yönetimini kendi yetki sınırlan içine almak. -2. Bir yolsuzluğu orta ya çıkarmak için incelemesine girişmek.
Ellerin dert görmesin : “Allah razı olsun.” anlamında iyi dilek sözü.
Eller yukarı: “Ellerini yukarı kaldır ve teslim ol!” anlamında uyarı sözü.
Elle tutulacak tarafı kalmamak : -1. Sağlam tarafı kalmamak. -2. Kendisine güvenilmemek.
Elle tutulacak tarafı olmamak : Değerli, güvenilir bir yönü bulunma mak.
Elle tutulur gözle görülür : Çok belirgin, çok açık olan.
El sıkışmak : İki arkadaş karşılaştıklarında sevgi ve saygı gereği birbirlerinin ellerini tutup, hafifçe sıkmak.
El sıkmak: Selamlaşmak için iki kişi birbirlerinin ellerini tutmak.
El sürmemek (bir şeye, birine) : -1. Onu ellememek, ona bir zararı dokunmamak. -2. Bir işi yapmaya başlamamak. -3. İlgilenip eline al mamak.
El tutmak : Bir iş vakit almak, uzun sürmek.
El uzatmak (birine) (bir şeye) : -1. O kimseye yardım etmek. -2. Başkasınıın İşine, çıkarına dokunmak, kendisine ait olmayan bir şey üze rinde Ihak iddia etmek.
El uzluğu : El alışkanlığı, ustalık, maharet.
El üstünde tutmak (birini) : Ona çok değer vermek, aşırı saygı ve sev gi göstermek.
El vermek (birine) : -1. Ona yardım etmek. -2. Mürit mürşide başkalarına yol gösterme izni vermek. -3. Birine bir konuda yetki vermek. -4. İskambil oyunlarında karşı tarafa oyun üstünlüğü tanımak.
El yatkınlığı: -1. İşe alışmış olma durumu. -2. El işlerini yapmakta yet kin olma.
El yordımıyla : Görmeden, elle yoklayarak.
Emeği geçmek: Bir işin yapılmasında özenle, çok çalışmış olmak.
Emek çekmek: Bir işin yapılmasında çok çalışmak.
Emek vermek (bir şeye) (birine) : -1. Bir şeyin meydana gelmesi için özen göstererek Çok çalışmak. -2. Bir kimsenin yetişmesi için büyük çaba harcamak.
Emir büyük yerden : İtiraz edilemeyecek buyruklar İçin söylenir.
Emniyet etmek (birine) : Ona güvenmek, emanet etmek.
Emniyet vermek (birine) : Ona güven duygusu vermek.
Endazeye vurmak (bir şeyi) : Onu hesaplamak, ölçmek.
Endişe duymak (bir şeyden) : O şey için kaygılanmak, tasalanmak.
Engel çıkarmak (birine) ; Bir işin yapılmasını zorlaştırmak.
Eninde sonunda (önünde sonunda): Ne zaman olsa, en sonunda, kaçınılmaz olarak.
Enine boyuna : -1. Her yönüyle, eksiksizce. -2. İriyarı, gösterişli (kim se).
Eni konu : Eksiksizce, her yönüyle. (Kars. İyiden iyiye.)
Ensesi kalın : Maddi durumu yerinde olan (kimse).
Ensesinde boza pişirmek : Bir işi yapması, bitirmesi İçin sürekli uyar mak, tedirgin etmek.
Ensesine binmek : Baskı altında tutmak, bir işi yapmaya zorlamak.
Ensesine yapışmak: Bir konuda sıkıştırmak. (Kars. Yakasına yapış mak.)
Ense yapmak: Hiçbir işle uğraşmadan, keyfinoe yaşamak.
Entrika çevirmek : Hile düzenlemek.
Er geç : Ne vakit olsa, erken ya da geç.
Eriyip bitmek: -1. Çok zayıflamak, incelmek. -2. Çok aa çekmiş ol mak.
Eriyip gitmek : Yok olmak.
Erkek Fatma (Ayşe) : Erkekler gibi davranan kızlar için kullanılır.
Esamisi okunmamak: Hiç önem ve değer verilmemek, adı geçme mek.
Es geçmek (bir şeyi, birini) : Üzerinde durmamak, aldırış etmemek, boş vermek, önemsememek.
Eski çamlar bardak oldu : “Zaman değişti, eski durumların önemi ve değeri kalmadı.” anlamında.
Eski defterleri karıştırmak : Geçmişteki olayları bir yarar umarak ya da başka bir amaçla yeniden ele almak, anımsatmak.
Eski göz ağrısı: Birinin çok eskiden sevgilisi durumunda olan kimse (özellikle kız, kadın); İlk göz ağrısı.
Eski kafalı: Geçerliğini az ya da çok yitirmiş düşünceleri savunan, es ki yaşam biçimine bağlı (kimse) (Kars. Geri kafalı.)
Eski köye yeni âdet: Geleneklerine, eski yaşam biçimine bağlı bir topluluğa yadırganan bir yenilik getirmek.
Eski kurt : Mesleğin inceliklerini bilen, aldatılması olanaksız kimse.
Eski tas eski hamam : “Değişen hiçbir şey yok, eski durum devam ediyor.” anlamında.
Eski toprak : Yaşlandığı halde dinç kalmış (kimse).
Eski tüfek: Herhangi bir alanda en kıdemli olan, bilgi, deneyim yö nünden en zengin olan (kimse).
Esrar kumkuması (kutusu, küpü) : Neyin nesi olduğu, ne ile uğraştı ğı bilinmeyen kimse için söylenir.
Esrar perdesi: Bir olayın gerçek yüzünün anlaşılmasını güçleştiren özelliklerin tümü.
Eş dost: Tanıdıklar, bildikler, ahbaplar.
Eşek başı mısın? : “Yetkini kullanmayıp neden gevşek davranıyor sun?” anlamında.
Eşek cenneti: Öbür dünya.
Eşek kadar olmak : Büyüdüğü halde akıllanmamak.
Eşek sudan gelinceye kadar dövmek (birini): Onu uzun bir süre İyi ce dövmek.
Eşek şakası: Ağır el şakası.
Eşref saati gelmek : Uygun, elverişli zamanı gelmek.
Etekleri tutuşmak : Çok telaşlanmak, kaygıya düşmek.
Etekleri zil çalmak : Çok sevinmek.
Etek öpmek : Dalkavukluk etmek, yaltaklanmak; el etek öpmek.
Eti budu yerinde, (etine buduna dolgun) : Semiz, tombul (özellikle kadın, kız).
Eti ne, budu ne? : Bir kimsenin küçük, cılız veya olanaklarının sınırlı, parasını az olduğunu anlatmak için söylenir.
Etine dolgun : Tombul (kimse). (Kars. Balık etinde.)
Eti senin kemiği benim : Eskiden velilerin çocuklarını eğitimciye, usta ya teslim ederken söyledikleri söz.
Et kafalı: Anlayışsız, kalın kafalı (kimse).
Etle tırnak gibi: Birbirlerine candan bağlı dostlar için söylenir.
Etliye sütlüye karışmamak: -1. Kendini ilgilendirmeyen işlere karış mamak. -2. Kendi halinde yaşamak.
Etmediğini bırakmamak (komamak): Elinden gelen her türlü kötülü ğü yapmak.
Etrafında dört dönmek : İstediğini elde etmek ya da korumak için biri nin yanından ayrılmamak.
Ettiği (yaptığı) hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek : Bir İşte ver diği zarar yaptığı iyilikten büyük olmak.
Ettiğini bulmak : Yaptığı kötülüğün karşılığını bulmak.
Ettiğini yanına bırakmamak: Yaptığı kötülüğe kötülükte karşılık ver mek, ondan öcünü almak.
Ettiği yanına (kâr) kalmak : Yaptığı kötülük karşılıksız kalmak, yaptığı kötülüğün cezasını görmemek,
Ettiğiyle kalmak: Düşündüğü kötülüğü yapamadığı için üzüntü ve utanç içinde kalmak.
Ev açmak : Ayrı bir eve yerleşmek, evlenmek.
Ev bark : -1. Ev. -2. Çoluk çocuk, ev halkı.
Evde kalmak ; Kız, yaşı ilerlemesine karşın evlenememiş olmak.
Evdeki hesap çarşıya uymamak : Tasarlanan bir şey başka biçimde gerçekleşmek, sonuçlanmak.
Evin direği: -1. Kadın için koca, eş. -2.Evİn geçimini sağlayan kimse.
Evirmek çevirmek (bir şeyi),: O şeyin her >a>ını iyice gözden geçir mek.
Evlerden uzak (ırak) : ‘Kimsenin başına bu tür felaketlerin gelmeme sini dilerim.” anlamında.
Evvel Allah : “Allah’ın yardımıyla” anlamında pekiştirme sözü.
Evvel âr idi, şimdi kâr oldu : “Önce ayıp sayılırken şimdi beğenilen bir davranış oldu.” anlamında.
Ev yıkmak : -1. Karı ile koca arasına fitne sokup, ayrılmalarına yol aç mak. -2. Bir ailenin geçim yollarını ortadan kaldırıp perişan olmaları na yol açmak.
Eyvallah demek (bir şeye) (birine) : -LRazı olmak, kabul etmek. -2. Aliaha ısmarladık demek.
Eyvallah etmemek (birine) : Birinin minneti altına girmemek, birine boyun eğmemek.
Eyvallahı olmamak (birine, hiç kimseye) : Ona, onlara minneti, gö-. nül borcu olmamak.
Ezbere iş görmek : İncelemeden, gelişigüzel iş görmek.
Ezbere konuşmak : Aslını arayıp sormadan, bilmeden konuşmak.
Ezilip büzülmek : -1. Konuşurken sıkılmak, çekinmek, güç duruma düşmek. -2. Utangaç ya da kibarca davranışlarda bulunmak.