G Harfi İle Başlayan Deyimler ve Deyimlerin Anlamları Hakkında Bilgi

  • PDF

Gafil avlamak (birini): Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada A common way that these are depicted in a single scene is with one woman and two men performing together. Related genres include: Amateur pornography originally referred only to pornography produced by amateurs but now also includes professionally made pornography designed to appear as if it were amateur. Facial cum shots are currently regularly portrayed in pornographic films and videos, often as a way to close a scene. People may engage in anilingus for its own sake, before anal fingering or penetration, or as part of foreplay. Men and women may masturbate until they are close to orgasm, stop for a while to reduce excitement, and then resume masturbating. The term is a slang word that originated in the gay community and comes from the equestrian term bareback, which refers to the practice of riding a horse without a saddle. A celebrity may allow such a recording to surface willingly, as part of a publicity stunt. Can also include auto-fellatio, or performing oral sex on oneself. Within a BDSM or D/s context, facesitting can be an especially intense form of erotic humiliation. Guro or Gore is a genre of Japanese pornography involving blood, gore, disfiguration, violence, mutilation, urine, enemas, or feces. Using the term shemale for a transsexual woman often implies that she is working in the sex trade. BDSM actions can often take place during a specific period of time agreed to by both parties, referred to as play, a scene or a session. As in B/D, the declaration of the Top/Bottom may be required, though sadomasochists may also play without any Power Exchange at all, with both partners equally in control of the play. The person receiving anilingus is regarded as the passive partner generic viagra in the act, and the person performing anilingus is the active partner. Especially popular in post-World War 2 Japanese culture. Real enema shots or videos of true medical situations may violate privacy laws in some countries. Celebrity sex tapes are amateur or professionally-made recordings of sex acts, as performed by a celebrity and their partner. bastırmak, güç duruma düşürmek.
Gaf yapmak: Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.)
Gaipten haber vermek : Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme yen âlemden haber vermek
Galebe çalmak: Üstünlük sağlamak, yenmek
Galeyana gelmek : Bir şeyden çok etkilenmek, heyecanlanıp coşmak
Galeyana getirmek (birini, bir topluluğu) ; Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak.
Galip gelmek (çıkmak): Yenmek; üstün gelmek.
Garaz bağlamak (birine) :Ona karşı düşmanca duygular beslemek; kin beslemek (bağlamak).
Gargaraya getirmek : Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak
Garibine gitmek: Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha fına gitmek.
Garip gelmek: Garipsemek, yadırgamak; acayip gelmek, tuhaf gel mek.
Gâvur etmek (bir şeyi): Onu işe yaramayacak duruma getirmek, zi yan etmek, n
Gâvur eziyeti: Acımasız, zalimce davranış, güç; zahmetli iş.
Gâvur inadı: Önüne geçilemeyen inat; keçi inadı.
Gâvurluğu tutmak (gâvurluk etmek) : -1. İnsafsızca davranmaya baş lamak -2. İnatlaşmak, inat etmek.
Gâvur olmak : Boş yere harcanmak, heder olmak.
Gâvur ölüsü gibi: Çok ağır ve hantal olan (şey).
Gayret dayıya düştü : “Söz konusu iş onu başarabilecek olana kaldı.” anlamında.
Gayya kuyusu : İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam.
Gaza basmak: -1. Taşıtın hızını artırmak için gaz pedalına basmak. -2. Savuşmak, kaçmak; defolmak
Gazaba gelmek : Çok öfkelenmek
Gazaba uğramak: Bir kimsenin öfkesini üzerine çekmek.
Gebe bırakmak (birini): Onu borçlu duruma getirmek.
Gebe kalmak (birine) : Ona borçlu durumda olmak.
Gece gündüz : Her zaman, hiç ara vermeden, sürekli olarak.
Gece gündüz dememek : Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan sürekli çalışmak.
Gece kuşu : Gece vakti gezmesini, iş görmesini seven, geceleri uyu mayan (kimse).
Geceli gündüzlü : Gece gündüz, hiç ara vermeden, sürekli olarak.
Gece silahlı gündüz külahlı: Kendini iyi insan gibi gösteren, fakat sez dirmeden kötü işler yapan (kimse).
Geceyi gündüze katmak : Gece gündüz durmaksızın çalışmak.
Geçer akçe : Herkesçe beğenilen şey için kullanılır.
Geçer not almak : Uygun bulunmak, beğenilmek.
Geçim dünyası: -1. Herkesle iyi geçinmek gerektiğini anlatmak için kullanılır. -2. “Herkes için en önemli konu geçimini sağlayacak yolu bulmasıdır.” anlamında kullanılır.
Geçim kapısı: Kazanan sağlandığı işyeri; ekmek kapısı.
Geçim yolu : Yaşamak İçin kazanç bulma yolları, çareleri.
Geçinip gitmek : -1. Yaşamını iyi kötü sağlayabilecek bir geliri olmak. -2. Başkalarıyla ilişkileri önemli sorun yaratmayacak düzeyde olmak.
Geçmiş ola : -1. “Geçmiş olsun.” -2. “Bu fırsatı bir daha ele geçiremez sin. Yazık olur (oldu).” anlamında.
Geçmiş olsun : “Hastalığınız, geçirdiğiniz kaza ya da felaketin geçmiş olmasını, bir daha böyle üzüntülerle karşılaşmamanızı dilerim.” anla mında.
Geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye): ‘Bu fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat aramaya koyul.” anlamında.
Geleceği varsa göreceği de var: “Yiğittik taslayıp kötülük yapmak için gelmeye niyeti varsa, buyursun gelsin, ona haddini bildiririz.” an lamında tehdit yollu söylenir.
Gelen ağam, giden paşam : “Başa kim gelirse gelsin benim İçin fark etmez, ben kendi işime bakarım.” anlamında.
Gel gelelim : “Ne çare ki.” anlamında.
Gel keyfim gel: -1. “Genel olarak durumumdan oldukça memnu num.” anlamında. -2. Durumu iyi olanlara gıpta yollu da söylenir.
Gel zaman git zaman : Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.
Gemi aslanı: Gösterişli olan, fakat hiçbir İşe yaramayan (kimse).
Gemi azıya almak : Hiçbir şekilde söz dinlemez olmak, kural tanımamak.
Gem vurmak (birine) (duygularına) : -1. Onun taşkın, aşırı .davranış larını önlemek, önleyecek girişimde bulunmak. -2. Duygularına ha kim olmak.
Geri çevirmek (bir şeyi, birini): -1. Onu kabul etmemek. -2. Onu gel diği yere göndermek.
Geriden geriye : -1. Uzaktan. -2. Gizlice.
Geri durmamak (bir şeyden) : O şeyi yapmaktan kaçınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.)
Geri hizmet: Kolay, yorucu olmayan görev.
Geri kafalı : Tutucu, gerici; yenilikler karşı çıkan, düşünce ve davranış larıyla eskiye bağlı olan (kimse). (Kars. Eski kafalı.) , .
Geri kalmak : -1. Nitelik ve zaman yönünden geride bulunmak. -2. Benzerliklerinden daha az gelişmiş olmak.
Geri tepmek : Yapılan bir davranış benzer bir davranışla karşılanmak, ters etki göstermek.
Geyik muhabbeti: Yararsız anlamsız uzun konuşma, gevezelik.
Gezip tozmak : Gönlünün İsteğince gezmek.
Gıcık almak (kapmak) (bir şeyden, birinden) : Onun söz ve davra nışlarından, kimi özelliklerinden hoşlanmamak; dahası sinirlenmek.
Gıcık olmak (birine, bir şeye) : Bir davranışa ya da bir kimseye sürek li olarak sinirlenmek.
Gıcık tutmak : Boğazı gıcıklanmak.
Gıcık vermek : Birini kıskandıracak davranışlarda bulunmak.
Gıkı (bile) çıkmamak (gıkını bile çıkarmamak) : -1. Çok sessiz uslu durmak. -2. Baskı karşısında tek söz söylememek.
Gına gelmek (getirmek) (birine, bir şeyden): O şeyden bıkmak, usanmak.
Gırgır geçmek (biriyle) : -1. Onunla alay etmek. -2. Gevezelik etmek.
Gırgırında olmak (İşin) : O şeye gereken önemi vermemek, onu dik kate almamak; eğlenmek, dalga geçmek.
Gırla gitmek : -1. Uzun sürmek. -2. Bol bol harcamak.
Gırtlağına basmak : Bir kimseye bir işi yaptırmak için baskı yapmak; boğazına basmak.
Gırtlağına kadar borcu olmak : Çok miktarda borcu olmak; boğazına kadar borca girmek.
Gırtlağına sarılmak : Kavga etmek, peşini bırakmamak; boğazına sarılmak.
Gırtlağından kesmek: Para biriktirmek için yiyeceğinden kısıntı yapmak; boğazından kesmek.
Gırtlak derdi: Geçim kavgası.
Gırtlak gırtlağa gelmek (biriyle) : Onunla kavgaya tutuşmak; boğaz boğaza gelmek.
Gibi gelmek (gibisine gelmek) : Sanısını uyandırmak, sanmak, (…) gi bi görünmek.
Gidiş o gidiş : “Sözü edilen kimse gitti ve bir daha geri dönmedi.” an lamında.
Girdisi çıktısı: -1. Birinin yakın ilgisi. -2. Bir şeyin ayrıntıları. -3. Gelir ve gideri.
Gitti gider: “Artık ele geçmemek üzere gitti.” anlamında.
Gizliden gizliye: Gizli olarak, çaktırmadan. (Kars. Alttan atta, el altın dan, arkadan arkaya, içten içe.)
Gizli din taşımak: Din, inanç, görüş yönünden göründüğü gibi olma mak.
Gizli kapaklı: Başkalarından saklanan, kimseye haber verilmeden ya-pttan (iş, konuşma).
Gizlisi kapaklısı olmamak : Başkalarından gizlenecek herhangi bir şe yi olmamak.
Gizli tutmak (bir şeyi): Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma mak, açıklamamak.
Göbeği beraber kesilmiş ; “Her’zaman onunla birliktedir, ondan hiç ayrılmaz.” anlamında.
Göbeği çatlamak: Bir işi başarmak için çok zorlanmak, uğraşmak.
Göbek adı : Çocuğun göbeğini keserken ebenin koyması âdet dan ad.
Göbek atmak : -1. Oynarken karnını yukarı doğru hareket ettirmek. -2.
Çok sevinmek.
Göbek bağlamak (salmak) : Göbeği sarkacak ölçüde şişmanlamak,göbeklenrnek.
Göğsü kabarmak (bir şeyden) : Ondan büyük övünç duymak, kıvan mak.
Göğsünü gere gere : Övünerek, kendine güvenerek, kıvanç duyarak.
Göğüs geçirmek: Üzüntü nedeniyle derin derin nefes alıp vermek. (Kars. İçini çekmek.}
Göğüs germek (bir şeye) : Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek.
Gök gözlü: -1. Göz rengi maviye çalan (kimse). -2. Gözleri bu renk olanların hainliğini belirtmek için kullanılır.
Göklere çıkarmak (birini) : Onun yaptıklarını, niteliklerini abartarak öv mek, onu yüceltmek. (Kars. Övgüler düzmek.)
Gökte ararken yerde bulmak (bir şeyi, birini) : Ele geçirilmesi güç
sanılan bir şeyi, birini kolayca bulmak.
Gökten zembille mi indi? : “O kimsenin ne ayrıcalığı var ki başkaları na tanınmayan haklar ona tanınıyor?” anlamında. Gölgede bırakmak (bir şey, bir şeyi) (biri, birini) : -1. Bir şey nitelik yönünden daha üstünolmak. -2. Bir kimseden daha başarılı olup de ğerce ondan üst düzeyde olmak.
Gölge düşürmek (bir şeye) : Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe rini azaltmak.
Gölge etmek : Rahatsız etmek, engel olmak. Gölgesinden korkmak : Kuruntulu olmak, tehlikesiz işlere girişmekten bile korkmak.
Gönfü bol: Cömert, eli açık (kimse). Gönlü çekmek (bir şeyi) : Ona imrenmek, onu canı istemek. (Kars.
Ağzı sulanmak, canı çekmek, içi çekmek.)
Gönlü gani (gönlü gözü gani): Cömert, eli açık, gözü tok (kimse).
Gönlünden geçirmek (birini, bir şeyi) : Onu şöyle bir düşünmek, iste mek; içinden geçirmek.Gönlünden kopmak: Bir kimseye, o an içinden geçtiği kadar iyilikte
bulunmak. Gönlüne doğmak: Bir şeyin olacağını önceden sezgi yoluyla bilmek;
içine doğmak.
Gönlünü almak: Kırgın, küskün birini güzel sözlerle ya da bir arma ğanla sevindirmek, memnun etmek. ( Kars. Hatırını hoş etmek.)
Gönlünü çelmek : -1. Bir kimsenin sevgisini kazanmak. -2. Birisini ken dine âşık etmek.
Gönlünü etmek (yapmak) : Onu razı etmek, hoşnut etmek.
Gönlünü hoş etmek: Bir kimseyi istediğini yerine getirerek sevindir mek.
Gönlünü kaptırmak (birine) : Ona âşık olmak.
Gönlünü kırmak : Bir kimseyi kaba söz ve davranışlarla üzmek, küstür mek; kalbini kırmak.
Gönlü olmak : Razı olmak, hoşnut olmak.
Gönlü tok : Yetinmesini bilen kimse; gözü gönlü tok. Gönül almak: Bir kimseyi uygun bir davranışla ya da armağanla se vindirmek.
Gönül bağı: Duygusal ilişki, sevgi-bağı.
Gönül borcu: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme; min net, şükran.
Gönül hoşluğuyla (rızasıyla) : İsteyerek, severek.
Gönül kırmak : Birini incitmek, gücendirmek; kalp kırmak.
Gönül vermek (birine) (bir şeye): -1. Ona âşık olmak. -2. Ona sevT giyle bağlanmak.
Göreyim seni: -1. “Senden başarılı olmanı bekliyorum.” -2. “Dediğimi yap, karşılığını görürsün.” anlamında.
Görmezlikten (görmemeztikten) gelmek : Görmemiş gibi davran mak.
Görmüş geçirmiş : Yaşam deneyimi zengin olan, tecrübeli (kimse). (Kars. Feleğin çemberinden geçmiş, kaçın kurası.)
Görülecek hesabı olmak (biriyle) : Onunla aralarında çözümlenecek bir sorunu olmak.
Görünüşü kurtarmak : Küçük düşürücü herhangi bir olayı geçiştirmek, örtbas etmek.
Görüp göreceği rahmet bu : “Göreceği tek yardım, tek iyilik budur.” anlamında.
Görüş açısı: Bir şeyi değerlendirme biçimi; bakış açısı.
Görüşeni karışanı olmamak : Hiç kimse o kişinin işine karışmamak.
Gösteriş yapmak : İlgi çekmek, kıskandırmak gibi amaçlarla göze çarpan davranışlarda bulunmak.
Götüne tekme atmak : bk. Kıçına tekme atmak.
Götünü kaldıramamak : bk. Kıçını kaldıramamak.
Götünü yalamak : bk. Kıçını yalamak.
Götünü yırtmak : bk. Kıçını yırtmak.
Götürü pazarlık : Bir işin ya da malın tümü üzerine yapılan pazarlık.
Gövde gösterisi: Bir topluluğun gücünü ve tavrını göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri.
Gövdeye atmak (indirmek) (bir şeyi) : Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek.
Gözaltına almak (gözattı etmek) (birini) : Onu belli bir yerde oturmak zorunda bırakıp hareketlerini denetlemek, onu gözetim altında tut mak.
Göz açamamak: İşlerin çokluğu yüzünden başka hiçbir şeyle ilgilenememek.
Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok kısa bir süre içinde.
Göz açtırmamak (birine) : Ona herhangi bir şey yapma fırsatı vermemek.
Göz .alabildiğine : Gözün görebildiği en uzak yerlere kadar.
Göz alıcı: Güzelliği ilgi çeken.
Göz ardı etmek (bir şeyi) : Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il giyi, önemi göstermek.
Göz atmak (bir şeye, yere) : Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak.
Göz aydına gitmek: Birinin sevindirici bir durumunu kutlamaya git mek.
Göz banyosu : -1. Göz hastalıklarının iyileştirilmesi İçin yapılan banyo. -2. Kadınlara hoşlanarak bakma.
Göz boyamak : Kötü bir şeyi iyi olarak gösterip aldatmak.
Gözdağı vermek (birine) : Onu tehdit etmek, istediğini yaptırmak, ka bul ettirmek için baskı yapmak. (Kars. Kafa tutmak, posta koymak.)
Göz değmek (birine, bir şeye) : Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanç ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek.
Gözden çıkarmak (bir şeyi) : Bir şeyin elden gitmesine isteyerek ya da istemeyerek razı olmak, onu feda etmeye karar vermek.
Gözden düşmek : Başkalarının sevgi, saygı ve güvenini söylediği söz ler ya da yaptığı davranışlar nedeniyle yitirmek.
Gözden geçirmek (bir şeyi) : -1. Ne olduğunu anlamak için ona iyice bakmak, incelemek. -2. Onu okumak.
Gözden kaçmak : Farkına varılmamak, görülmemek.
Gözden kaybolmak: Görülmez olmak, yok olmak.
Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp görülmeyecek yere gitmek.
Göz dikmek (bir şeye, birine) : Onu ne pahasına olursa olsun ele ge çirmek istemek.
Göz doldurmak: -1. Bir şey görünüşüyle umulan etkiyi yapmak. -2. Bir kimse bir becerisi, başarısı vb’den ötürü beğenilmek.
Göze almak (bir şeyi): Bir işi gerçekleştirmek için ortaya çıkabilecek bütün engelleri, tehlikeleri kabullenmek.
Göze batmak: -1. Durumu, davranışları çevredekileri tedirgin etmek. -2. Görünüşüyle dikkati çekmek: -3. Başkalarını kıskandıran bir mevki-ye yükselmek.
Göze çarpmak: -1. Görünüşüyle dikkatleri üzerinde toplamak. -2. Gö rülmek, fark edilmek.
Göze gelmek: -1, bk. Göz değmek. -2. Görünüşüyle başkalarının dik katini çekmek.
Göze girmek : Yaptıktarıyla çevresindekilerin sevgi ve güvenini kazan mak.
Göze görünmek: -1. Belli, açık olmak. -2. Var olmadığı halde varmış gibi görünmek.
Göze görünmemek: Ortalıkta dolaşmamak, saklanmak.
Göze göz, dişe diş : Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemi. (Kars. Kısasa kısas.)
Göz etmek (birine): Ona göz ve kaşını oynatarak ne demek istediği ni anlatmak; kaş göz etmek.
Göz gezdirmek (bir şeye): Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek.

Göz göre göre : -1. Herkesin gözü önünde. -2. Çok açık olduğu hal de.
Göz göze gelmek : Bakışları karşılaşmak.
Göz gözü görmemek: Sis, toz, duman gibi engeller yüzünden hiçbir şey görülmez olmak.
Göz hakkı : İmrenilecek bir şeyden görenlere verilen pay.
Göz kamaştırmak : -1. Görmeyi bulanıklaştırmak. -2. Güzel bir şey bü yük hayranlık uyandırmak.
Göz kırpmak (birine) : -1. Gözkapağını bilinçli ya da bilinçsizce açıp kapamak. -2. Bir kimsenin halini hatırını gözünü açıp kapayarak sor mak. -3. Söylediği sözün doğru olup olmadığını yanındakine işaretle anlatmak için gözünü açıp kapamak. -4. Bir erkok bir kadınla dostluk kurmak için gözünü açıp kapayarak işaret etmek.
Göz koymak (bîr şeye, birine) : Onu elde etmeyi amaçlamak.
Göz kulak olmak (bir şeye, birine) : -1. Onu korumak amacıyla gözet lemek. -2. Ne olup bittiği hakkında görerek, duyarak bilgi toplayarak.
Gözleri açılmak : -1. Uyanmak. ~2. Bilinçlenmek; gerçeklerin, olup bi tenlerin farkına varmak.
Gözleri bayılmak : Uyku, istek gibi bir durum gözlerinden anlaşılmak.
Gözleri dolmak (dolu dolu olmak) : Sevinçten ya da üzüntüden ağla yacak kadar duygulanmak.
Gözleri (gözü) dönmek: -1. Hastalık nedeniyle gözlerin renkli bölü mü görünmez olmak. -2. Aşırı istek ya da öfkeden ötürü saldıracak duruma gelmek.
Gözleri fattaşı gibi açılmak : Hayretten, şaşkınlıktan dolayı gözleri nor malden çok açılmak.
Gözleri fıldır fıldır (oynamak): Zekice, meraklıca, çapkınca (bakmak).
Gözleri kamaşmak: -1. Çok ışık nedeniyle çevreye bakamaycak duru ma gelmek. -2. Hayran olmak, büyülenmek.
Gözleri kan çanağına dönmek : Uykusuzluktan ya da çok ağlamaktan ötürü gözleri çok kızarmak.
Gözleri (gözü) kapanmak : -1. Ölmek. -2. İyice uykusu gelmek.
Gözlerinden okumak (bir şeyi): Düşünce ve niyetlerinin ne olduğu nu bakışlarından anlamak.
Gözlerine inanamamak : Gördükleri karşısında şaşkına dönmek, gör düklerine inanamamak.
Gözlerini açmak (biri) (birinin) : -1. Uyanmak. -2. Birisinin bilinçlen mesine çalışmak.
Gözlerini alamamak (bir şeyden, birinden): Duyduğu hayranlık ne deniyle bakışlarını onun üzerinden ayıramamak.
Gözlerini faKaşı gibi açmak : Şaşkınlıkla, hayretle bakmak
Gözlerinin içi gülmek: Sevinci gözlerinin parıldamasından belli ol mak, yüzünden olduğu anlaşılmak.
Gözleri sulanmak: Hastalık, güneşe bakma ya da sevinçten ötürü gözlerinden yaş gelmek; gözleri yaşarmak.
Gözleri velfecri okumak : Gözlerinden zeki, fakat oynak, kurnaz, hileci olduğu anlaşılmak.
Gözleri yaşarmak: -1. bk. Gözleri sulanmak. -2. Duygulandırın bir durum ya da olay karşısında ağlayacak gibi olmak.
Gözleri (gözü) yollarda (yolda) kalmak : Sevilen bir kimseyi özlemle beklemek.
Göz nuru dökmek: İyi bir yapıt ortaya koymak İçin dikkatli ve yorucu bir çalışma yapmak.
Göz önünde tutmak (bulundurmak) (bir şeyi) : Bir şeyin nasıl sonuç lanacağını, gerçekleşmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu düşün mek (Kars. Dikkate almak, hesaba katmak.)
Göz önüne getirmek (bir şeyi) : Onun nasıl olacağını düşünmek, onu gözünde canlandırmak, tasarlamak.
Göz süzmek : Göz kapaklarını hafifçe birbirine yaklaştırarak nazlı nazlı bakmak.
Göz ucuyla bakmak (bir şeye): Başını çevirmeden gözleriyle yan dan, sezdirmeden bakmak.
Gözü aç : Paraya, mal mülke doymak bilmeyen (kimse); aç gözlü.
Gözü açık gitmek : Yapmak istediklerini gerçekleşti re meden ya da ya pılmasını istediklerini görmeden ölmek.
Gözü açılmak : Ne olup bittiğini anlayacak düzeye gelmek, bilinçlen mek, gerçekleri görmeye başlamak. -
Gözü alışmak (bir şeye) : İyi seçemediği bir şeyi bir süre sonra net olarak görmeye başlamak.
Gözü arkada kalmak : Ayrıldığı kişinin ya da işin ne olduğunun mera kı içinde olmak.
Gözü dalmak : Gözünü bir noktaya dikip dalgın dalgın bakmak.
Gözü dışarda : -1. Evli olduğu halde başka kadınlarla ilişki kuran (kim se). -2. Oturduğu ya da çalıştığı yeri bırakıp başka yere gitmek iste yen (kimse).
Gözü doymak : İstediğini elde ettikten sonra fazlasını istemez olmak.
Gözü dönmek: Aşırı istek, Öfke gibi duyguların etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek.
Gözü dünyayı görmemek: Hiç kimseye ya da şeye önem verme mek; sadece önem verdiği kimseyle ya da şeyle ilgilenmek.
Gözü gönlü açılmak: Neşelenmek, keyiflenmek.
Gözü gönlü tok: Bulduklarıma yetinen, fazlasını istemeyen (kimse); gönlü tok.
Gözü hiçbir şey görmemek : -1. bendini bütünüyle işine verip hiçbir başka şeyle ilgilenmez olmak -2. Öfkesinden ötürü sonucunun ne olacağını bilmediği kötü işler yapacak duruma gelmek
Gözü ısırmak (birini): Onu bir yerden tanıyacak gibj olmak; biri ona tanıdık gibi gelmek
Gözü ilişmek (bir şeye): Onu farkında olmadan görmek
Gözü kalmak : Beğenip de elde edemediği bir şeyi istemekte devam etmek
Gözü kapalı: -1. Düşünmeden, güvenle, hiç duraksamadan. -2. Çevre sinde olup bitenlerden habersiz.
Gözü kara : Korkusuz, cesur (kimse).
Gözü kararmak : -1. Başı dönüp bayılacak gibi olmak. -2. Ne yaptığını
bilmez duruma gelmek. Gözü keskin: -1. Uzakları iyi görebilen (kimse). -2. İncelikleri fark
eden (kimse).
Gözü kesmek (bir şeyi) (birini) : Bir işi kendisinin ya da adı geçen ki şinin yapabileceğine inanmak
Gözü korkmak : Tehlikeli bir işe girişmekten kaçınmak Gözü kör olsun : -1. “İstemiyorum, vazgeçtim.” anlamında -2. Gerek sinme duyulan şeyin yokluğu karşısında da söylenir.
Gözüm çıksın : “Doğru söyle miyprsan» gözlerim kör olsun.” anlamın da.
Gözüm görmesin (birini, bir şeyi) : “Artık onu görmek istemiyorum.” anlamında.
Gözün aydın : “Seni sevindiren olay kutlu olsun.” anlamında.
Gözünde büyümek (bir şey) : Bir şey olduğundan daha büyük ve güç görünmek.
Gözünde büyütmek (bir şeyi) (birini) : Onu abartmak, olduğundan büyük ve önemli görmek.
Gözünden kaçmak : Görememek, farkına varamamak.
Gözünden uyku akmak : Çok uykusu gelmek.
Gözünde tütmek (bir şey, yer, kimse) : Onu çok özlemek; burnunda tütmek.
Gözüne batmak :‘ Tedirgin etmek, çok gelmek.
Gözüne dizine dursun : ‘Yaptığım iyilikleri hiçe sayıyorsun, Tanrı bu nun için cezanı versin.” anlamında beddua sözü.
Gözüne girmek: Çalışkanlığı ve tutarlı davranışlarıyla bir kimsenin sevgi ve güvenini kazanmak.
Gözüne ilişmek : Onu dikkatlice aramadığı halde görmek.
Gözüne kestirmek (birini) (bir şeyi) : -1. Onun bir işi başarabileceği ne inanmak. -2. Bir şeyi beğenmek, ele geçirebilmeyi tasarlamak.
Gözüne uyku girmemek: Hiç uyumamak, uykusuz kalmak.
Gözünü açmak: -1. Uyanık, dikkatli olmak. -2. Bîr kimseyi bilgili kıla rak gerçekleri görmesine yardıma olmak. -3. Bir olay nedeniyle ger çeği görmek. -4. Bir kimseyi cinsel konularda bilgili ve deneyimli kıl mak.
Gözünü ayırmamak (alamamak) (bir şeyden, birinden): Ona sürek li olarak bakmak, bakışlarını ondan, oradan ayıramamak.
Gözünü daldan budaktan esirgememek (sakınmamak): Olur olmaz işlere girişmekten kaçınmamak, tehlikeleri önemsememek.
Gözünü doyurmak: Bir şeyden bol miktarda vererek tatmin etmek.
Gözünü dört açmak: Çok dikkatli olmak, aldatılmamak için uyanık bu lunmak. •
Gözünü (gözlerini) kapamak: -1. Ölmek. -2. Gormemezlikten gelmek
Gözünü (gözlerini) kan bürümek : Öfkesinden dolayı adam öldürme ye kalkışmak.
Gözünü kırpmadan : Çekinmeden, korkusuzca.
Gözünü kırpmamak: Hiç uyumamak.
Gözünü korkutmak : Çeşitli tehditlerle o işi yapmaktan alıkoymak.
Gözünün içine baka baka : Cesaret ve soğukkanlılıkla, çekinmeden, cüret ederek.
Gözünün içine bakmak : -1. Bir kimsenin üstüne titremek. -2. Her iste ğini yerine getirmeye hazır olmak.
Gözünün önünden gitmemek : Onu bir türlü unutamamak, anısı zihin de canlı olarak durmak.
Gözünün önüne gelmek : Geçmişteki bir olayı, ilişki kurulan bir kimse yi zihinde canlandırmak, tasarlamak, anımsamak.
Gözünün yaşına bakmamak : Ağlayıp sızlanmasına aldırış etmemek, acımamak.
Gözü olmak (bir şeyde, birinde) : Onu elde etmeyi çok istemek.
Gözü tok : Fazla malda, mülkte gözü olmayan (kimse); gönlü tok, gö zü gönlü tok.
Gözü tutmak (birini, bir şeyi) : Onu beğenmek, ona güvenmek.
Gözü uyku tutmamak : Bir türlü uyuyamamak.
Gözü üstünde olmak : -1. Herkesin kıskandığı şey olmak. -2. Herkesin dikkatini çekmek.
Gözü üzerinde olmak : -1. Bir kfmsenin istenmeyen davranışlar yap masına olanak vermemek için sürekli olarak gözetlemek. -2. Başına bir şey gelmesin diye sürekli izlemek.
Gözü yememek (bir şeyi) : Onu yapmaya bir türlü karar verememek; göze alamamak.
Gözü yılmak (bir şeyden) : Daha önce denenen ve başarısız olunan birjşi yapmaya girişmekten çekinmek.
Gözü yolda (yollarda) kalmak : Birinin gelmesini büyük bir merak ve istekle beklemek.
Gözü yüksekte (yükseklerde) olmak : Zenginliğe, yüksek mevki ye ulaşmayı amaçlamak.
Göz yummak: -1. Hataları, kusurları hoşgörüyle karşılamak. -2. Gör mezlikten gelmek, görmemek.
Gurbete (gurbet etlere) düşmek : Çeşitli nedenlerle aile ocağından uzakta yaşamak.
Gurur duymak (biriyle, bir şeyden) : Onunla övünmek, gururlanmak.
Gururunu okşamak ; Bir kimsenin yüzüne karşi beğenilen /önlerini belirterek gurur duymasını sağlamak.
Gücü gücü yetene : “Kimin gücü kimin gücüne yetiyorsa.” anlamında
Gücüne gitmek: Bir söz ya da davranış bir kimsenin gücenmesine yol açmak; ağırına gitmek, zoruna gitmek.
Güçlük çıkarmak (birine): Bir iş yapılırken engeller, zorluklar yarat mak; müşkilat çıkarmak, zorluk çıkarmak.
Güle güle : -1. “Sağlıcakla gidiniz, yolunuz açık olsun,” anlamında -2. Dert, üzüntü çekmeden gönül rahatlığıyla (giy, kullan.-otur vb.).
Güle oynaya : Neşeyle, seviçte.
Güler misin ağlar mısın? : Hem gülünecek, hem de üzülecek bir olay
karşısında söylenir.
Güler yüz (göstermek) (birine): Ona yumuşak, sevecen bir tavır(takınmak).
Güler yüzlü : Yumuşak, sevecen kimse İçin söylenir.
Gülüp geçmek : Bir söz ya da davranışın üzerinde durmamak, bunları önemsememek.
Güme gitmek : -1. Hiç yere yok olmak. -2. Boşu boşuna ölmek. -3. Bir söz, bir düşünce başkalarının söz ve davranışları arasında kaynayıp
gitmek. Gümrükten mal kaçırır gibi: Herkesten gizlemeye çalışarak, telaşla;
yangından mal kaçırır gibi. .
Gün almak (birinden) (bir yıldan): -1. Randevu almak, bir kimse ya da kuruluştan belli bir iş için uygun bir istemde bulunmak. -2. Bir ya şı birkaç gün geçmek.
Günah (birinden) gitmek: Söz dinlemeyen bir kimseye son olarak uyanda bulunup rahatlamak, sorumluluğu o kişiye bırakmak.
Günaha girmek: Günah işlemek, din yönünden suç sayılan bir iş yap mış olmak.
Günaha sokmak (birini) : Bir kimseye din yönünden suç sayılacak bir
iş yaptırmak.
Günahı (vebali) boyuna : ‘Ben senin için bir iş yapıyorum, ama yaptı ğım iş bir suç ise sorumlusu sensin.” anlamında.
Günahına girmek (günahını almak) : Bir kimseye yapmadığı bir işin, söylemediği bir sözün sorumluluğunu yüklemek, onun hakkında kötü düşünmek.
Günahını çekmek : Yaptığı kötülüklerin cezasını çekmek.
Günahını vermez: Günahını, en değersiz, kötü şeylerini dahi vermeye cek ölçüde cimri olan (kimse).
Günden güne : Gün geçtikçe, her gün biraz daha.
Güneş çarpmak (birine) : Güneş altında fazla kalıp hastalanmak.
Güneş olsa kimsenin üstüne doğmamak: Durumu iyi olduğu halde hiç kimseye iyilik etmemek.
Gün görmek : Mutluluk içinde yaşamış olmak.
Gün görmüş : Başından pekçok olay geçmiş, yaşam deneyimi olan (kimse).
Gün günden : Gün geçtikçe.
Gün ışığına çıkmak : Aydınlanmak, gerçekler ortaya çıkmak.
Günleri sayılı olmak : -1. Bir yerde ancak birkaç gün daha kalabilmek. -2. Ölümü yakın olmak.
Günlük güneşlik : Aydınlık, güneşli, açık, iç açıcı yer ya da hava İçin kullanılır.
Günü birliğine : Aynı gün içinde.
Günü gününe : Tam vaktinde, gününü geçirmeden.
Gününü görmek : -1. Çocuklarının, emek verdiği insanların mürüvveti ni görmek. -2. Yaptığı kötü bir işin davranışın karşılığını görmek, ceza sını bulmak.
Gününü gün etmek: Hiçbir sorunla ilgilenmeyip günlerini rahatça, hoşça geçirmeye bakmak.
Gürültü çıkarmak (koparmak) : -1. Gürültü etmek. -2. Tepkisini sert biçimde göstermek.
Gürültüye gelmek: Bir düşünce çeşitli nedenlerle önem kazanma mak, onun üzerinde durulmamak.
Gürültüye getirmek (gürültüye boğmak) : -1. Bir düşünceyi ,bir işi, başka konuların araya girmesiyle görüşme dışı bırakmak. -2. Karışık lıktan yararlanarak istediğini gerçekleştirmek.
Gürültüye gitmek : Bir düşünce, bir iş, araya başka konuların girme siyle ilgi görmeyip unutulmak.
Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak : Korkutmalara aldırmadan işini yürütmek. (Kars. Bildiğinden şaşmamak.)
Güven beslemek (duymak) (birine) : Ona güvenmek; itimat besle mek.
Güvendiği dağlara kar yağmak : Güvendiği kimseden yardım gelme mek, güvendiği şey işe yaramamak.
Güven vermek : Güvenilir bir şey ya da kişi olduğu izlenimini vermek, böyle bir duygu uyandırmak; itimat telkin etmek.