İ Harfi İle Başlayan Deyimler ve Deyimlerin Anlamları Hakkında Bilgi

  • PDF
İbret almak (bir şeyden): Ondan gereken dersi çıkarmak; ders al mak.
İbreti âlem için: “Herkese ders olsun , herkes ders alsın diye.” anla mında. .
İbret olmak (bir şey birine): O şey ona ders olmak
İcabına bakmak (bir şeyin, birinin): -1. Gereğini yerine getirmek, ge rekeni yapmak. -2. Onu yok etmek, ortadan kaldırmak.
İcat çıkarmak: -1. Herkes tarafından yadırganan, garip karşılanan
davranışta bulunmak. -2. Ortaya gereği olmayan bir sorun atmak
İç açmak: Neşelendirin şeylerle sıkıntıları gidermek, ferahlatmak
İçeri atmak (almak, tıkmak) (birini): Onu hapsetmek, tutuklamak; hapse atmak. •
İçeri düşmek: Hapse düşmek, tutuklanmak.
İçeri girmek: -1. Zarar uğramak. -2. Hapse girmek.
İç etmek (bir şayi) : Başkasına ait bir şeyi kendisine mal etmek, ortadan kaldırmak, saklamak.
İç geçirmek : Derin bir soluk alıp vererek üzüntüsünü belirtmek.
İç güveysinden hallice : “Nasılsın?” sorusuna karşılık olarak söylenen ve “İyiyim, sıkıntılı birine göre daha iyi durumdayım” anlamına gelen söz.
İçi açılmak: İç sıkıntısı ortadan kalkıp neşelenmek, ferahlamak
İçi almamak (bir şeyi) : -1. Onu midesi kaldırmamak, kabul etme mek. -2. Hoşlanmadığı bir şeyi yapmak istememek.
İçi bayılmak : -1. Çok acıkmak, -2. Fazla tatlı ya da yağlı bir yiyecek midesinde tuhaflık yaratmak, su içmek isteği duymak.
İçi beni yakar dışı eli (yakar): “Beni ilgilendiren bu konu başkalarına çekici görünür, ancak benim için oldukça sıkıntı vericidir.” anlamında.
İçi bulanmak : Midesi bulandığı için kusacak gibi olmak.
İçi burkulmak : Çok üzülmek. (Kars. Ciğeri sızlamak.)
İçi cız etmek: Çok üzülmek; yüreği cız etmek.
İçi çekmek (bir şeyi) : Bir şeye karşı içinde istek duymak. (Kars. Canı çekmek, gönlü çekmek.)
İçi dar : Sıkıntılı, beklemeye tahammülü olmayan (kimse).
İçi daralmak : İçi sıkılmak, sıkıntı nedeniyle bunalmak
İçi dayanmamak: bk. İçi götürmemek.
İçi dışı bir: Gizlisi saklısı olmayan, düşündüklerini açıkça söyleyen (kimse). (Kars. Özü sözü bir.)
İçi dışına çıkmak : -1. Bindiği taşıtın bozuk yoldan geçmesi sırasında ya da çok sallanmasından dolayı vücudu çok sarsılmak. -2. Midesi bulanıp kusmak.
İçi erimek: Çok üzülmek, tedirgin olmak.
İçi ezilmek: Acıkmaktan dolayı midesi rahatsız olmak; içi kazınmak, kıyılmak.
İçi geçmek : -1. Uykuya dalmak. -2. Yaşlılık ve zayıflık nedeniyle gücü azalmak.
İçi geniş : Tasasız, gamsız (kimse); yüreği geniş.
İçi gitmek : Bir şeyi yapmayı ya da elde etmeyi çok istemek. -2. İshal olmak, sürgün gitmek.
İçi götürmemek (dayanmamak) (bir şeyi) : -1. Aaklı bir duruma da-yanamamak; yüreği dayanmamak. -2. Onu kıskanmak. -3. Vicdanı el vermemek.
İçi hop etmek : Birdenbire heyecanlanmak; yüreği hop etmek.
İçi ısınmak (birine, bir şeye) : Ondan hoşlanmak, onu sevmek.
İçi içini yemek : İstedikleri olmuyor diye sürekli üzüntü içinde olmak.
İçi kalkmak (kabarmak) : -1. Midesi bulanmak, tiksinmek. -2. Ağlama ihtiyacı duymak. -3. Çok heyecanlanmak.
İçi kan ağlamak : Kimseye sezdirmeden üzülmek, çok kederlenmek.
İçi kararmak : Hiçbir şeyden zevk almaz duruma gelmek, umutsuzlu ğa düşmek.
İçi kazınmak (kıyılmak) : Çok acıkmak; içi eritmek.
İçinden çıkmak : Zor bir işi başarıyla bitirmek.
İçinden doğmak: bk. İçinden gelmek.
İçinden geçirmek (bir şeyi) : Onu düşünmek, tasarlamak.
İçinden gelmek (doğmak): 0 şeyi yapmak isteği duymak.
İçinden (içten) pazarlıklı: Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen (kimse).
İçine atmak (bir şeyi) : -1. Üzüntüsünü kimseye bildirmemek. -2. Ken disine yapılan kötüKiklere belli bir tepki göstermemekle birlikte bunla rı unutmamak.
İçine çekilmek: Kimse ile görüşmez olmak, kendi kendine kalmayı tercin etmek; kabuğuna çekilmek.
İçine dert olmak : Yapılabilecek nitelikte olan bir şeyi yapamamış ol duğu için üzülmek.
İçine doğmak : Bir şeylerin olacağını sezinlemek; gönlüne doğmak.
İçine dokunmak : Dertlenmek, kederlenmek, hüzünlenme^
İçine etmek (sıçmak) (bir şeyin) : Onu kötü bir duruma getirmek.
İçine işlemek : Bir söz, davranış, durum bir kimseye çok dokunmak, derinden etkilemek; yüreğine işlemek.
İçine kapanmak : -1. Çevresiyle sıkı, yakın ilişki kurmamak. -2. Duru munu, duygularını kimseye açmamak.
İçine korku düşmek: Kötü bir şeyin olabileceğinden kaygılanmak.
İçine kurt düşmek : Kötü bir şey olacağı kuşkusu içinde olmak.
İçine oturmak : Çok etkilenmek, çok üzülmek.
İçine sinmemek: -1. Yalanlan da bulunmadığı için güzel bir şeyden tat alamamak. -2. Bir şey istediği gibi olmadığı İçin rahatsız olmak, o şeyi beğenmemek.
İçini açmak (birine): Derdini, sırrını ona anlatmak.
İçini bayıltmak: Fazla şekerli ve yağlı gıdalar yediği jçin artık hiçbir şey yiyemeyecek duruma gelmek.
İçini boşaltmak: -1. Kızdığı için bir kimseye içinden geçenleri söyle yip rahatlamak. -2. Derdini anlatmak.
İçini çekmek: Üzüntüsünden derin derin nefes almak (Kars. Göğüs girmek, iç geçirmek.)*
İçini kemirmek : Onu sürekli rahatsız, tedirgin etmek.
İçini kurt yemek (kemirmek) : Sürekli kaygı içinde olmak.
İçinin yağı erimek : Kötü bir şey olacak diye üzüntü çekmek.
İçi parçalanmak (paralanmak): Bir kimsenin kötü durumuna aayıp üzülmek; yüreği parçalanmak.
İçi rahat etmek: Kötü bir şey olmadığını görerek, öğrenerek ferahla mak.
İçi sıkılmak : Bunalmak, sıkıntı duymak.
İçi sızlamak : Kötü durumda olan bir şey ya da kimse için üzülmek.
İçi tez: Aceleci, sabırsız (kimse). (Kars. Canı tez, tez canlı.)
İçi titremek: -1. Çok üşümek. -2. Özen göstermek, zarar gelecek diye tasalanmak.
İçi yanmak : -1. Çok üzülmek. -2. Susamak.
İçler acısı: Çok aaklı, hüzün verici.
İçli dışlı olmak (biriyle): Onunla çok samimi ilişkiler içinde bulunmak; senli benli olmak.
İçtikleri su ayrı gitmemek: Çok yakın arkadaş olmak İdare etmek (bir şeyi) (birini): -1. Onu yönetmek. -2. Onu tutumlu kullanmak. -3. Yetmek, yetişmek. -4. Onu hoşgörüyle karşılamak. -5. Onu görmezlikten gelmek, örtbas etmek. İdaresini bilmek: Tutumlu davranmak
İddiaya tutuşmakfgirmek, girişmek) : Birbirine karşıt iddialar ile bah se girişmek
İfadesini almak (birinin) : -1. Onu sorguya çekmek. -2. Onu dövmek, hırpalamak. -3. Onu yenmek, ona üstün gelmek.
İflahım kesmek : İş yapamaz duruma getirmek.
İflas bayrağını çekmek: İflas etmek, her şeyini yitirmek, batmak.
İfrata kaçmak: Düşüncelerinde, davranışlarında çok ileri, aşırı gitmek.
İfrata vardırmak (bir şeyi): Onu aşırı ölçüye vardırmak
İfrit etmek (bîrini) : Onu ç$k öfkelendirmek, kızdırmak (Kars. Çileden çıkarmak.)
İfrit olmak (kesilmek) (birine, bir şeye): Ona çok kızmak, öfkelen mek. (Kars. Çileden çıkmak.)
İftihara geçmek : Derslerinde başarılı, davranışlarında beğenilir olup üstün öğrenci seçilmek.
İftira atmak (etmek) (birine): On asılsız ve kasıtlı bir suç yüklemek (Kars. Kara çalmak.)
İftiraya uğramak : Kendisine asılsız bir iftira yüklenmiş olmak.
İğne atsan yere düşmez: Bir yerin çok kalabalık olduğunu belirtmek İÇtn kullandır.
İğne ile kuyu kazmak : Zor bir işi yetersiz araç ve gereçlerle büyük bir çaba harcayarak başarmaya çalışmak.
İğne ipliğe dönmek (iğne İplik kalmak): Çok zayıflamak.
İhtilafa düşmek: Bozuşmak, uyuşamamak; aralarında anlaşmazlık doğmak.
İhtimal vermemek (bir şeye) : Onun gerçekleşebileceğini düşünme mek, sanmamak.
İhtimam göstermek (birine, bir şeye): Onajyi bakmak, onunla ya kından ilgilenmek; özen göstermek.
İhtiyaç duymak (hissetmek) (bir şeye, birine): Ona gereksinme duymak.
İki ahbap çavuş(lar): Birbirlerinden hiç ayrılmayan, hep beraber dola şan iki arkadaş.
İki arada bir derede : Sıkışık durumda bile bir fırsat bularak, olanak yaratarak. -
İki arada bir derede kalmak: Çok güç bir durumla karşı karşıya gel mek.
İki ateş arasında kalmak: Tehlikeli bir durum karşısında ne yapacağı nı şaşırmak, bir türiü karar verememek.
İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi bir işi hemen yapıp bitir mesi için sıkıştırmak, zorlamak
İki çift laf etmek : Bir İki söz söylemek, biraz konuşmak.
İkide bir, ikide birde : Sık sık.
İki dirhem bir çekirdek: özenli giyinmiş (kimse).
İki eli yakasında olmak: Ondan hesap sormak.
İki eli kanda olsa : “Hangi işi yaparsa yapsın, hangi durumda olur sa olsun.” anlamında.
İki gözü iki çeşme : Durmadan ağlayarak, gözyaşı dökerek.
İki gözüm : Sevilen, değer verilen kimse için söylenen sevgi sözü.
İki gözüm önüme aksın : Birini bir şeye inandırmak için ‘Dediklerim doğru değilse, kör olayım” anlamında yemin sözü.
İki lafı bir araya getirememek : bk. İki sözü bir araya getirememek.
İkili oynamak : Birbirine karşıt olan her iki yanı destekler bir tavır takın mak
İkindi üstü (üzeri) : İkindi vaktinde.
İki paralık etmek (birin) : Söz ya da davranışlarıyla bir kimsenin de ğerini, itibarını düşürmek
İki paralık olmak : kibarı azalmak, utanılacak bir duruma düşmek.
İki rahmetten biri: (Çok ağır hastalar için) “Ya sağlığına kavuşsun, ya da ölüp kurtulsun’ anlamında söylenir.
İki seksen uzanmak : -1. Boylu boyunca yere serilmek -2. Keyiflen mek, neşelenmek.
İki seksen uzatmak (birini) : Onu sert bir vuruşla yere sermek
İkisi de bir (aynı) kapıya çıkar: (Söz ve davranışlar için) “Her ikisi de aynı sonuca varır.” anlamında.
İki sözü (lafı) bir araya getirememek: Söylemek istediklerini düzenli bir biçimde dile getirememek
İki ucu boklu deynek: “Bir sorunun çözülmesi için hangi yolu dener sen dene hepsi sakıncalı.11 anlamında. .
İki ucunu bir araya getirememek (bir şeyin): -1. Gelirle gideri denk-leştirememek. -2. İşleri yoluna koyamamak
İki yakası bir araya gelememek: Geçim sıkıntısından bir türiü kurîula-mamak.
İktisat etmek (yapmak):Tutumlu davranmak, tasarruf etmek haç gibi gelmek (bir şey): O şey umulmayan bir anda gelerek işe yaramak
İlaç için yok : “Söz konusu şey hiç yok” anlamında.
İleri almak (bir şeyi) : -1. Öne almak. -2. Daha üstün bir yere geçir mek.
İleri geçmek : Öne geçmek, üstün bir duruma geçmek.
İleri gelenler: Bir toplulukta sözü geçer durumda olanlar.
İleri gelmek (bir şeyden) : O şeyden meydana gelmek, o şeyin etki siyle oluşmak.
İleri geri konuşmak (laf etmek, söylenmek): Yersiz ve kına sözler söylemek.
İleri gitmek (varmak) : Söz ve davranışlarda aşırıya kaçmak.
İlerisini gerisini düşünmemek (hesaplamamak) : Söylenen bir sö zün, yapılan bir davranışın ne gibi sonuçlar doğuracağını düşünme mek.
İleri sürmek (bir şeyi) : -1. Onu öne doğru yürütmek. -2. Bir görüş or taya atmak, önermek.
İleriyi görmek: İleride neler olacağını kestirebilmek; tahmin etmek,
sezmek; uzağı görmek.
İler tutar yanı olmamak (kalmamak) : Bozuk, kötü, kullanıimaz bir du ruma gelmek.
İlgi beslemek (bir şeye, bîrine) : Ona karşı içinde merak duymak; alaka beslemek.
İlgi çekici: İlginç, enteresan, merak uyandırıcı.
İlgi çekmek (bir şey, bir kimse): İlgiyi üzerinde toplamak; alaka çek mek.
İlgi duymak (bir şeye, birine) :Onunla ilgilenmek; alaka duymak.
İlgi görmek: -1. Çok önemsenmek. -2. Çok sevilmek; alaka görmek.
İlgi toplamak: Pekçok kimsenin önem verdiği şey, kimse durumuna gelmek. . .
İliğine kemiğine işlemek : -1. Yağmur suları giyiminden geçip bedent-ni iyice ıslatmak. -2. O şey bütün benliğini kaplamak, ondan çok etki lenmek.
İliğini kurutmak : Canından bezdirecek duruma getirmek; kanım ku rutmak.
İlişki kurmak: Bir yer ya da kimseyle bağlantı sağlamak; münasebet
kurmak, temas kurmak. İlk adım : Başlangıç. İlk ağızda : İlkin, İlk önce.
İlk elden : -1. Baştan beri. -2. Dolaysız, aracısız olarak. İlk göz ağrısı: -1. İlk sevgüi; eski göz ağrısı. -2. İlk doğan çocuk ya
da torun.
İllallah demek (bir şeyden, birinden): Ondan iyice bıkmak, ona kat lanamaz duruma gelmek.
İlmini almak (bir şeyin) : Bir işin en ince yönlerini bile öğrenmek.
İltimas geçmek (birine): Onu kayırmak, ona hakkından fazlasını ver mek.
İmamın dört çiftesine (kayığına) binmek : Ölmek.
İmam kayığı: Tabut
İmam suyu: Rakı.
İmana gelmek: -1. Önce karşı çıktığı bir şeyi kabul edip istenileni yap mak. -2. Sonunda doğruyu söylemek. -3. İslamlığı benimsemek.
İmanı gevremek : Bir işi gerçekleştirirken çok yorulmak.
İmiğine sarılmak : Bir kimseyi bir İş için çok sıkıştırmak; ümüğüne sa rılmak.
İmlaya gelmemek : Düzeltilmeyecek durumda olmak.
İmlaya getirmek (bir şeyi) : Onu yola getirmek, düzeltmek.
İmtihana çekmek (birini) : Bilgisini ölçmek, onu sınamak, denemek.
İmza atmak (etmek), imzayı basmak (çakmak): İmzalamak, imzası nı koymak.
İnan olsun!: “Bana inan, inanın ki.” anlamında.
İnceden inceye : Titizce, en küçük ayrıntılarına kadar.
İnce eleyip sık dokumak : Bir şeyi en küçük ayrıntılarına kadar göz den geçirmek.
İnce hastalık: Verem.
İnce iş : Dikkatli, hesaplı iş.
İn cin top oynuyor (in cin yok): Issız, sessiz.yer.
İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok küçük, az ya da önemsiz (şey).
İnfial uyandırmak : Öfke yaratmak, tepkiye yol açmak.
İnim inim inlemek: -1. Sürekli olarak inlemek. -2. Çok büyük sıkıntıda (olmak, yoksulluk çekmek, baskı altında yaşamak.
İniş aşağı: Bayırdan aşağı doğru.
İnme inmek (birine): O felç olmak, ona felç gelmek.
İn misin, cin misin? : Teklifsiz konuşmada “İnsan mısın, cin misin?” anlamında söylenir.
İnsafa gelmek: Haksız tutumundan vazgeçip adalet ve merhametle davranmak.
İnsafına kalmak (bir şey, birinin): Bir şeyin istenilen biçimde olabil mesi o şeyi yapacak’kimsenin doğruluk duygusuna ve isteğine bağlı olmak. (Kars. Sütün» kalmak.)
İnsan eti yemek: Bir kimseyi çekiştirmek, hakkında dedikodu yap mak.
İnsan hali: Her insanın yapabileceği, hoş karşılanması gereken bir du rum.
İnsan içine çıkmak : Başka insanlarla itişki, yakınlık kurmak.
İnsan kurusu : Çok zayıf (kimse).
İnsanlık hali: Hoşgörüyle karşılanması gereken durum.
İnsanlıktan çıkmak : -1. Çok zayıflamak. -2. Bir insana yakışır davra nışlarda bulunmamak.
İnsan sarrafı: İyi ve kötü insanları iyi tanıyabilen kimse.
İnşallahla maşallahla : Her şeyi Tanrı’ya bırakmakla, hiçbir çaba gös termeden.
İntikam almak (birinden): Yapılan kötülüğün acısını çıkarmak; öç al mak.
İnzivaya çekilmek : Dünyadan elini eteğini çekmek, hiçbir şeyle ilgi lenmemek; bir köşeye çekilmek, dünyadan elini eteğini çekmek.
İpe çekmek (birini): Onu asarak öldürmek.
İpe sapa gelmez : Tutarsız, mantıkdışı, saçma (söz, konuşma).
İpe un sermek: Birtakım bahaneler ileri sürerek istenilen bir işi yap maktan kaçınmak.
İpi koparmak : Bağlı bulunduğu yer ya da kişiyle ilişkisini kesmek.
İpini koparmak : Başıboş kalmak, haylazlaşmak.
İpin ucunu kaçırmak: Bir işi yürütemez duruma gelmek, düzensizlik, yöntemsizlik yüzünden bir işi çıkmaza sokmak.
İp iputtah sivri külah : Hiçbir malı, mülkü, çoluğu çocuğu olmayan (kimse). * .
İple çekmek (bir şeyi) : O şeyin zamanının gelmesini sabırsızlıkla
beklemek.
İpler birini elinde olmak : -1. İşi el altından yönetmek. -2. Yönetimde perde arkasında söz sahibi olmak.
İpliğini pazara çıkarmak:Bir kimsenin kötü niteliğini ortaya çıkarmak.
İpsiz sapsız : -1. Serseri, hayta (kimse). -2. Yersiz, saçma (söz).
İpucu vermek (birine) : Ona öğrenmek istediği, aradığı şeyi bulmaya yarayan bir işaret göstermek.
İsabet almak : Vurulmak, yaralanmak.
İsabet buyurdunuz: “Tam dediğiniz gibi, gerçekten efe Öyle.” anlamın da destekleyici söz, – ,,
İsabet ki: İyi ki.
İsabet oldu : “Tam isteğe uygun, yerinde oldu.” anlamında.
İsim yapmak : Ünlenmek, herkesçe tanınır duruma gelmek. İsim takmak (birine): Ona niteliklerine uygun bir isim vermek ; ad takmak.
İskele babası: -1. Eviyle, çoluk çocuğuyla ilgilenmeyen erkek için alay yollu söylenir. -2. Iriyah adam.
İskeleti çıkmak: Çok zayıflamak.
İsmi geçmek: Adından söz edilmek; adı geçmek.
İsmiyle cismiyle : Adı ve varlığıyla, adıyla sanryla.
İsrafa kaçmak : Gereksiz yere aşırı harcamalarda bulunmak.
İstediği gibi at koşturmak (oynatmak): Keyfince, istediği gibi davran mak.
İstemem yan cebime koy : Kendisine verilen bahşiş, hediye, rüşvet vb’yi aimak istemediğini belirttiği halde verilmesinden memnun olan ların durumu îçjn söylenir.
İster istemez: Elinde olmadan, zorunlu olarak.
İstifayı basmak : Herhangi bir nedenle, ani bir kararla görevinden çe kilmek.
İstifini bozmamak: Bir oîay karşısında hiçbir tepki göstermemek, aldı rış etmemek.
İstikamet vermek: bk. Yön vermek.
İsyan bayrağını açmak (çekmek): Karşı gelmek, baş kaldırmak.
İş başa düşmek : Kendi işini başkasından hiç yardım görmeden ken disi yapmak zorunda kalmak
İş çevirmek : Gizli, dolambaçlı bir iş yapmak.
İş çığrından çıkmak: Bir konu düzeltilmesi güç bir duruma gelmek.
İş çıkarmak : -t. Çok iş yapmak. -2. Sorun yaratmak.
İş edinmek (bir şeyi) : Onu görev olarak kabul etmek, onunla sürekli ilgilenmek.
İşe koşmak (birini): Ona iş yüklemek, onu bir işle görevlendirmek.
İş etmek: Aldatmak, zarar sokmak. (Kars. Oyun etmek, oyun oyna mak.)
İşe yaramak: -1. Elverişli nitelikte bulunmak. -2. İş yapabilecek du rumda olmak.
İş görmek: -1. İş yapmak. -2. Bir iş için elverişli olmak
İş güç : Görev, meslek.
İşi aksi gitmek: İstediği sonucu elde edememek.
İşi-başından aşmak (işi başından aşkın olmak) : Yapacak pekçok işi bulunmak.
İşi bitmek: -1. Yaptığı iş sona ermek. -2. İş yapacak durumu, kuvveti kalmamak.
İşi bozulmak : Geçimini sağladığı işinde zarar etmeye başlamak.
İşi ciddiye almak : Konuya, soruna önem vermek.
İşi düşmek (biri yere) (birine): Bir yerde yapılacak işi bulunmak. -2.
Bir kimsenin yardımıyla bitirilebilecek bir işi olmak.
İşi (bir şeye) vurmak (dökmek) : Başka bir biçimde davranmak, …gi bi görünmek.
İşi İş olmak :Sevinç yaratan bir duruma kavuşmak.
İş inada binmek: Bir işi yapmakta, (ya da yapmamakta) direnmek,inatlaşmak.
İşin alayında olmak: O işe gereken önemi, değeri vermemek.
İşinden olmak: İşini kaybetmek. İ
İşi ne? : “Ne işi var?” anlamında.
İşine gelmek : Çıkarına uygun düşmek.
İşini bilmek : Nereden, nasıl çıkar sağlanacağını bilmek.
İşini bHirmek : -1. Birini artık iş yapamaz duruma getirmek. -2. Onu öl dürmek.
İşin içinde iş var : Bir konunun arkasında onunla doğrudan İlgili olma yan durumların da bulunduğunu belirtmek için söylenir.
İşini görmek : -1. Kendi işini ya da başkasının İşini yapmak. -2. Başka bir şeyin yapacağı işi yapacak nitelikte olmak. -3. Dövmek. -4. öldür mek
İşini uydurmak : Kurnazlıkla işlerini istediği gibi yürütmek.
İşin mi yok: “Önemli deği, boş ver!” anlamında. İşin kötüsü (fenası) : Üst üste gelen tersliklerde kullanılır.
İşin rengi değişmek : İş, konu başka bir biçime bürünmek, nitelik bazanmak.
İşin ucu birine dokunmak : Söz konusu işten dolaylı olarak zarar görmek
İşi oluruna bırakmak: Yapmakta olduğu bir İşte gerekli titizliği göstermemek,
İşi raslantılara, doğal akışına bırakmak.
İşi pişirmek: -1. Bir işi sonuca ulaştıracak gerekli hazırlıkları yapmak. -2. Kadın erkek aralarında gizlice anlaşmak. (Kars. Mercimeği fırına vermek.)
işi rast gitmek : Şansının da yardımıyla işleri istediği gibi olmak; rast gitmek.
İşi resmiyete dökmek : O işe resmi bir nitelik vermek.
İşi sağlama bağlamak : Bir İşin tam olarak yapılması için gerekli ön lemleri almak
İş işten geçmek : Bir iş için uygun olan fırsatı kaçırmak.
İş tatlıya bağlamak:Konuyu, sorunu iyi, memnun edici bir çözüme ulaştırmak.
işi tıkırında (yolunda) olmak: İşi istediği biçimde yürümek
İşitmezlikten gelmek: İşitmemiş gibi davranmak.
İşi yokuşa sürmek: Herhangi bir konuda engellemede bulunmak, güçlük çıkarmak
İş karıştırmak: -1. Araya fesat sokmak -2. Zararlı bir iş yapmak.
İşkembeden atmak (söylemek): Herhangi bir kaynağa dayanmayan ve inandırıcılığı olmayan sözler söylemek.
İster açılmak: Alışverişe canlılık gelmek.
İş olsun diye : Herhangi bir amaç gütmeden, iş yapyor görünerek
İşporta mal: Değeri, niteliği düşük mal.
İşportaya düşmek : Değerini yitirip daha ucuza satılmaya başlamak
İş sarpa sarmak : İş birtakım zorlu engellerle karşılaşmak
İştah açmak : Yemek yeme isteğini artırmak
İştahı açılmak : Yemek yeme İsteği artmak
İştahı kapanmak: Yemek yeme İsteği azalmak.
İşten atmak (birini): Onun görevine son vermek
İşten bile değil: Çok kolay.
İşten el çektirmek (birine) : Bir suçu ya da ihmali bulunduğu gerekçe siyle bir kimsenin İşine son vermek
İşten güçten kalmak : Herhangi bir nedenle çalışamamak, işini yapa mamak
İş tutmak : Bir işte çalışmak (Kars. Ekmeğini eline almak.)
İş var (bunda, bu kimsede) : -1. “Bu şey daha işe yarar.” -2. *Bu kişi iyi işler yapabilir.” anlamında.
İş yapmak : İyi kazanç getirmek.
İş yok (bunda, bu kimsede): -1. ‘Bu şey işe yaramaz.” -2. “Bu kişi çalışamaz, verimli işler yapamaz.” anlamında.
İtibardan düşmek : -1. Bir kimse saygınlığını yitirmek -2. Bir şey öne mini, değerini yitirmek
İtibar etmek (birine) (bir şeye) : -1. Ona saygı göstermek -2. Onu dikkate almak önemsemek
İtibar kazanmak : Saygınlığını yeniden elde etmek.
İtimadı sarsılmak (birine): Artık ona güvenmemek.
İtimat beslemek (birine) : öna güvenmek; güven beslemek.
İtimat telkin etmek: Güven duygusu uyandırmak; güven vermek.
İtin götüne (kıçına) sokmak (birini) : Onu ağır sözler söyleyerek rezil etmek
İt ite (buyurur), it de kuyruğuna : “Tembel kimseler kendilerine buy-rulan bir işi başkalarına yüklerler, böylece iş sürüncemede kalır.”
İt kopuk: Serseri, aşağılık, terbiyesiz (kimseler).
İyiden iyiye : Gereken biçimde.
İyi etmek : -1, Tedavi etmek, sağlığına kavuşturmak. -2. Yaptığı iş uy gun olmak. -3- Zarar vermek, zarara sokmak. -4. Parasını, malını çal mak.
İyi gelmek: -1. Uymak. -2. Sağlığına kavuşmasına yaramak.
İyi gözle bakmamak : Hakkında iyi şeyler düşünmemek.
İyi gün dostu : Dostlarına iyi günlerinde yakınlık gösteren, kötü günle rinde onlardan uzaklaşan kimse için alay yollu söylenir.
İyi iş (doğrusu): Beğenilmeyen bir durum, olay karşısında şaşkınlığı belirtmek için söylenir.
İyi kalpli (yürekli) : Herkes için iyi şeyler düşünen kimse için söylenir.
İyi ki: Sevindirici bir durum, güzel bir rastlantı olarak.
İyi kötü : -1. Uta iyi ne kötü, orta halli. -2. Oldukça iyi.
İyiliği dokunmak (birine) : Ona yardım etmek, faydası olmak.
İyilik sağlık, (iyilik güzellik): “Nasılsınız?” sorusuna karşılık olarak söylenen ve sağlıklı, durumunun iyi olduğu bildiren söz.
İyi olmak: -1. iyileşmek, sağlığına kavuşmak. -2. Yerinde olmak. -3. Uygun olmak.
İyi saatte olsunlar : Cinler periler için kullanılır.
İyisi mi: Yapıiacak en doğru şey.
İyiye çakmek (yormak) (bir şeyi): Bir düşünceyi ya da olayı iyi (o-lumlu) yönden değerlendirmek.
İyiye iyi, kötüye kötü demek: Gerçekleri olduğu gibi söylemek, kim senin hatın için herhangi bir durumu olduğundan farklı gösterme mek.
İzin almak (koparmak) (birinden): İstediği bir şeyi yapabilmek ya da istediği bir yere gidebilmek için daha yetkili birinden serbest bırakıl masını sağlamak.
İzinde yürümek (izine uymak) : Bir kimsenin başladığı bir işi aynı an layış ve yöntemle yürütmek.
İzine düşmek: İzlemek, peşi sıra gitmek.
İz sürmek: -1. İnsan ya da hayvanların ayak izlerine bakarak nereye gittiklerini aniamak ve gittikleri yeri bulmaya çalışmak. -2. İzlemek, ar-; kasından gitmek, takip etmek.
İzzetinefsine dokunmak : bk. Onuruna dokunmak.
İzzetinefsine yedirememek : bk. Onuruna yedirememek.