P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Deyimlerin Anlamları Hakkında Bilgi

  • PDF
Pandomim kopmak ; Kavga Lesbian pornography made for women is usually made by women, and usually features women who identify as lesbian or bisexual. Sexologist Alfred Kind suggested that the buttocks is the primary sexual presentation site in primates. Pornography is often referred to as porn and a pornographic work as a porno. It is also known colloquially as gushing or squirting, although these are considered to be different phenomena in some research publications. Hamedori is a genre of Japanese pornography in which a male adult video actor or director serves as the camera operator. Some do not use the diapers at all, for arousal, or bladder and bowel movements. Saliva pornography involves salivation and saliva. The prostate gland is one of the organs that contributes fluid to semen. For uncircumcised males, stimulation of the penis in this way comes from the pumping of the foreskin, in which the foreskin is held and slid up and down over the glans, which depending on foreskin length, is completely or partially covered and then uncovered in a rapid motion. Adult animation is genre of animation geared towards adults and sometimes teens. Even though the performers who perform in these films typically appear on many reality websites within a short span does viagra work of time, most of these websites claim that each of them is an amateur. Greater economic and social freedom allowed them gradually to be able to determine how they could form relationships and families. The current record is held by Lisa Sparks who had sex with 919 men on October 16, 2004 in Warsaw, Poland as part of the Third Annual World Gangbang Championship and Eroticon 2004. In some scenes or relationships it may be impossible for consent to be withdrawn in the middle of a scene, or the bottom may have the ability to revoke consent for a relationship as a whole, but not for a particular scene. The stigma of being gay or labeled as such has steadily eroded since the Stonewall riots began the modern American gay rights movement in 1969. Gay-for-pay describes male or female actors, pornographic stars, or sex workers who self-identify as heterosexual but who are paid to act or perform as homosexual professionally. «^kmak, tartışma olmak Paniğe kapılmak: Meydana gelen dairden ötürü ansızın telaşlan mak, aşırı biçimde etkilenmek, korkmak Paniğe vermek (ortalığı): Çok korkutmak, dehşete düşürmek.
Papara yemek: Azar işitmek, paylanmak.
papaza kızıp perhiz (oruç) bozmak (yemek) : Başkalarına kızıp ken disine yarar getirmeyecek davranışta bulunmak. Para babası: Çok zengin kimse.
Para bozmak: Bütün parayı ufak paralar haline getirmek, ufak paralar la değiştirmek.
Para canlısı: Parayı çok seven kimse.
Para çekmek: -1. Belli bir yere, kimseye yatırılan paranın bir bölümü nü ya da hepsini gerektiğinde geri almak. -2. Başkasından sürekli olarak birtakım bahanelerle para almak.
Para (parası) çıkışmamak : Para yetişmemek, parası yetecek miktar da olmamak.
Paradan çıkmak: Bir iş ya da kişi uğruna çok para harcamak, masraf
etmek.
Para dökmek : Bir iş ya da kimse uğruna çok para harcamak.
Para etmek: Bir nesne ya da kimse için, değeri olmak. Para etmemek: -1. Bir nesne-ya da kimse için artık değeri olmamak,
değerden düşmek. -2. İşe yaramamak, eskisi kadar etkisi olmamak.
Para gözlü : Paraya aşın düşkün olan kimse. Para kesmek: -1. Devlet söz konusu olduğunda para basmak, para
çıkarmak. -2. İnsanlar için ise çok fazla para kazanmak.
Para kırmak: Yaptığı işten ya da şeyden dolayı hak ettiğinden daha
çok para kazanmak.
Paran kadar konuş : “Söz, konuşma hakkın paran ölçüsüdedir.” anla mında.
Parantez açmak: Konuşma ya da yazıya asıl konuşmayla kısmen ilgi li bir bölüm sıkıştırmak.
Para pul: Para ya da para eden şeyler.
Para saymak: Para ödemek.
Parasını çıkarmak: Bir şey, kendisi için ödenen parayı karşılayacak
kadar yarar sağlamak.
Parasını sokağa atmak : Kâr getirmeyen bir işe, mala para yatırmak.
Para sızdırmak (koparmak) (birinden} : Ondan çeşitli yollara başvu rarak para almak.
Parasız pulsuz : -1. Hiç parası, malı mülkü olmayan; yoksul, züğürt
2. Hiç para rıareamadan, bedava. Para tutmak : Tulumlu davranıp para biriktirmek
Paravana (paravan) yapmak (birini, bir kurumu) : Bir kimsenin ya da bir kurumun adından, yetkisinden, gücünden kendisini arka plan da tutarak yararlanmak.
Para vurmak: -1. Yasadışı yollarla para almak. -2, Bir şeyden çok pa ra kazanmak.
Paraya kıymak : Bir iş için para harcamaktan kaçınmamak.
Paraya para dememek : -1. Çok para kazanmaya başlamak . -2.
para harcamak. -3. Kazandığı parayı küçümsemek.
Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek. Para yemek: -1. Hesapsız harcama yapmak. -2. Rüşvet almak.
Parayı denize (sokağa) atmak : Parayı yararsız işlere harcamak
Parazit yapmak : -1. Konuşmayı İlgisiz sözlerle kesmek -2. Saçmala maya başlamak.
Parmağı ağzında kalmak: Şaşırıp kalmak, şaşakalmak.
Parmağına dolamak (bir şeyi, kimseyi) : Onu gerekli gereksiz her
yerde,.olur olmaz bir kişiye söylemek, tartışmak, eleştirmek
Parmağında oynatmak (birini): Ona istediği her işi yaptırmak.
Parmağını bile kıpırdatmamak (oynatnamak) : Bir işin yapılması için
elinde olduğu halde yardımı olmamak.
Parmağının ucunu göstermemek: Dinsel İnanç yüzünden namah rem olan kimselere vücutlunun hiçbir yerini göstermemek.
Parmağını oynatmak : İşini kolayca yaptırmak için görevli kimseye rüş vet vermek.
Parmağı olmak (bir işte) : Başkalarının zararına olacak ya da rahatını
kaçıracak işlerde gizlice katkısı olmak.
Parmak basmak (bir şeye) : -1. Belli bir konuya temas etmek, dikkati çekmek. -2. Bir konunun ya da olayın üzerinde durmak. -3. Parmağı nın ucuna mürekkep sürüp imza yerine geçmek üzere kâğıt üzerine basmak.
Parmak ısırmak : Meydana gelen durum karşısında şaşakalmak.
Parmak kadar : Henüz pek küçük olan (çocuk).
Parmak kaldırmak : -1. Bir toplantıda ya da okulda söz almak için İşa ret parmağını açık bırakıp öteki parmakları kapalı tutarak eli yukarı kaldırmak. -2. Bir Önerinin gerçekleşmesi için olumlu oy vermek
Parmak kalmak: Olmasına az kal inak» hemen tı«nn«n alacak: duru ma gelmek
Parmaklarını (biHikta) (büe) yemek: Bir yiyeeaği çok lezzetli bul mak “Parmakla gösterilmek : -1. Az bulunmak. -2. Seçkin, ünlü dmak.
Parmakla sayılmak: Çok az olmak
Parmak yalanmak : bir şeyden hakkı olmadığı halde çıkar sağlamak
Pasaportunu (etim) vermek: Onu kovmak, işten atmak
Pas geçmek (bir şeyi) (birini) : -1. Artık onun üzerinde durmamak, on dan vazgeçmek -2.0 şeyden ona «ermemek, onu ihmal etmek.
Pastırma yazı: Sonbaharın başındaki sıcak günler.
Pas tutmak (bağlamak) : Paslanmak, paslı duruma gelmek,
Pas vermek: -1. Yaptığı eylemi başkasının sürdürmesi yolunu açmak. -2. (Kadın) Davranışlarıyla erkeği umutlandırmak, -3. Birine yüz ver mek, iyi yüz göstermek.
Paşa paşa : Seve seve, güzel güzel, uslu uslu, sıkıntı vermeden.
Pat diye : Ansızın, beklenmedik bir anda, birdenbire.
Patırtı çıkarmak: Kavga çıkarmak.
Patırtı kopmak: Kavga çıkmak, kargaşalık olmak
Patırtıya pabuç bırakmamak : bk. Gürültüye pabuç bırakmamak.
Patırtıya vermek (ortalığı): Ortalığı telaşlandırmak, karışıklık yarat mak.
Pat küt: Sopayla ya da elle üst üste (vurma). ‘
Patlak göz: Göz çukurlanndaki konumu dışarı fırlamış gibi olan göz.
Patlak vermek: Gizlenen, bilinmesi istenmeyen ya da kötü olan bir
durum birden ortaya çıkmak.
Pay bırakmak: -1. Kesme, biçme, yapma sırasında bir şeyde sonra dan kullanılmak üzere fazlalık bırakmak. -2. Bir ilişkide fazla samimi olmamak, araya mesafe koymak.
Pay biçmek (birinden, bir şeyden) : Belli bir durumu, bir şeyin ya da
kimsenin durumuyla karşılaştırıp bir yargıya varmak. Pay çıkarmak (bir şeyden) : Bir durum ya da olaydan gereken dersi
alıp ona göre davranmak Paye vermek (birine) : Ona saygı göstermek, değer vermek, onu
önemsemek
Payını almak : Azarlanmak, paylanmak
Pazarlık etmek : -I.Bİı şeyin fiyatını belirlemekte karşılıklı olarak çekiş mek -2. Bir konuda anlaşmaya varmak üzere görüşme yapmak
Pazar ola : iyi alışverişler dilemek İçin kullanılır.
Perde arkası: Bir şeyin görünürde olmayan, gizli yanı.
Perde arkasında (arkasından) : Kendini belli etmeden, gizliden gizle-. yi, gizlice.
Perdelerini açmak: Yeni mevsimde yeni oyunları sunmaya başlamak*
Perdesi yırtık (sıyrık) : Utanma duygunu yitirmiş kimse İçin kullanılır. (Kars. Ar damarı çatlamış.)
Pergelleri açmak: Uzun adımlarla hızlı olarak yürümeye başlamak.
Pervane kalfa : Her işe karışan, bir kimsenin, yerin her işini yapan kimse için alay yollu söylenir.
Pervane olmak (birine): Onun yanından hiç aynlmamak, onun her is tediğini yapmaya hazır olmak.
Pes demek : -1. Karşısındakinin kendinden daha,üstün olduğunu ka bul etmek -2. Birinin aşırı kurnazlığı, becerikliliği karşısında “Ancak bu kadar olur” kanısına varmak
Pes etmek: -1. Birinin kurnazlığı, şirretliği, çirkefliği karşısında hayret le yenilgiyi kabul etmek -2. Güreşte yenildiğini eliyle ya da sözle bil dirmek „
Pes perdeden konuşmak : Hafif bir sesle ve oldukça yumuşak konuş mak. (Kars Alttan almak)
Pestile çevirmek (birini) : Onu çok yormak, güçsüz düşürmek.
Pestili çıkmak : Çok yorulmak, güçsüz kalmak.
Pestilini çıkarmak: -1. Bir nesneyi iyice ezmek. -2. Karşısındakini çok fazla dövmek; leşini çıkarmak. -3. Bir tartışmada ya da çekişmede karşısındakini iyice yormak, hırpalamak
Peşinde koşmak : -1. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. -2. Bir iş için bir kişi ile sürekli olarak ilişki kurmaya çalışmak. -3. Onunla dost, arkadaş olmaya çalışmak.
Peşinden gitmek : -1. O kimsenin arkasından gitmek. -2. Onun görüş ve düşüncelerini benimsemek
Peşinden sürüklemek (birini, birilerini) : Birinin ya da birçoklarının ar kasından gelmesini sağlamak
Peşinden yürümek : -1. Birinin arkası sıra yürüyüp gitmek -2. Bir kim seye her konuda uymak.
Peşine düşmek: -1, Bîr kimsenin ardı sıra gitmek, onu izlemek. -2. Bir işin gerçekleşmesi için çok uğraşmak.
Peşine takılmak : Ardından gitmek, takip etmek.
Peşine takmak (birini) : Onu beraberinde götürmek.
Peşin hüküm (yargı): Bir konu ya da kişiyle ilgili olarak önceden edi nilmiş, değiştirilmek istenmeyen olumlu ya da olumsuz yargı; önyar g ısını bırakmak (bırakmamak) (birinin, bir şeyin) : Bir kimseyi, bir
şeyi İzlemeye son vermek (son vermemek), o kimseden, şeyden vaz geçmek (vazgeçmemek).
Peşin peşin : Önceden, öncelikle, daha önceden.
Peşi sıra : Ardından, onu izleyerek ardı sıra.
Peşkeş çekmek (birini, bir şeyini): -1. Ona yaranmak için başkası nın bir şeyini karşılıksız olarak vermek. -2. Uygun olmayan bir amaç la bir şeyi, birini birine vermek.
Pey sürmek (vermek) :Artırma yoluyla satılan bir mal için fiyat öner mek ya da vermek.
Piliyi pırtıyı toplamak: Gitmek üzere hazırlanmak, bu amaçla bütün eşyasını toplamak.
Pırlanta gibi: -1. Çok değerli (şey). -2. Çok iyi nitelikleri olan (kimse).
Pır pır etmek: -1. (Işık için) Kısa aralıklarla yanıp sönmek. -2. (Kalp için) Daha hızlı atmak.
Piç etmek (bir işi): O işi çıkmaza sokmak, onun tadını kaçırmak.
Piç kurusu : -1. Yaramaz, soysuz çocuk. -2. Küçük çocukları sevip ok-şarken söylenen söz.
Piçlik etmek: Soysuza yaraşır biçimde, kalleşçe davranmak.
Piç olmak: Hiçbir işe yaramamak, boşa gitmek, tadı bozulmak.
Pili bitmek (tükenmek): Gücü kalmamak, eksilmek; takati tükenmek.
Pilot olmak : Çok içip yürüyemeyecek derecede sarhoş olmak.
Pir aşkına : Hiçbir karşılık beklemeden, gerçek bir sevgi ve İnançla.
Pire gibi: Çok hareketli, çevik (kimse).
Pire için yorgan yakmak : Küçük bir zarardan kurtulmak için daha bü yük zarara yol açacak davranışta bulunmak; pireye kızıp yorganı yakmak.
Pireye kızıp yorganı yakmak : Bk. Pire için yorgan yakmak.
Pireyi deve yapmak : önemsiz bir olayı, sorunu gereğinden fazla bü yütmek, abartmak. (Kars.. Habbeyi kubbe yapmak.)
Pisi pisine: Boş yere, boşu boşuna., hiç yoktan.
Pislik götürrnak [bir yari) ; O yerin her yanı çok pis olmak.
Pis pis bakmak : Bir kini saye oru kuşkulandıracak ya da sinirlendire cek; biçimde bakmak.
Pis pis düşürmek: Derin ve sıkıntılı düşünceye dalmak.
Pis pis gülmek: -1. Başkasının üzüntülü anında öç alırcasına gülmek. -2. Arsızca gülmek.
Pişirip kotarmak: Bir İşi eksiksiz biçimde sonuçlandırmak, tamamla mak.
Pişkinliğe vurmak : -1. Kötü bir davranışa aldırmamak -2. Kendine ilgi siz davranılmasını, önem verilmemesini anlamazlıktan gelmek.
Pişmiş aşa (soğuk) su katmak: Ele geçirilmek ya da bitirilmek üze re olan bir işi bozacak davranışta bulunmak.
Pişmiş kelle gibi sırıtmak : Anlamsız, yersiz ve aptalca gülmek.
Piyango vurmak (bîrine): -1. Piyangoda ikramiye kazanmak. -2. Bek lenmedik bîr yerden büyük bir kazanç elde etmek. -3. Pek hoşlanma dığı bir işi onun yapması kesinleşmek.
Piyasaya düşmek: -1. Çok bulunur olmak. -2. Herkesin ağzında söy lenir olmak. -3. (Kadın için) Orta malı olmak, kötü kadın olmak, kötü yola düşmek.
Plan kurmak: -1. Bir amaca götürecek yolları düşünmek, tasarlan mak. -2. Birini kötü duruma düşecek bir düzen hatırlamak.
Posasını çıkarmak: -1. Bir kimse ya da şeyden haksız ve sürekti çı kar sağlamak, onu sömürmek. -2. Onu çok yormak. -3. Onu kötü döv mek.
Posta etmek (birini) : -1 .Görevliyi başka bir resmi işyerinde çalışma ya zorunlu kılmak. -2. Gönülsüz de olsa bir kimseyi başka birine tes lim edip bir yere göndermek.
Posta koymak (atmak) (birine): Onu korkutmak (Kars. Gözdağı ver mek, kafa tutmak.)
Post kavgası: Nüfızlu bir makamı ele geçirmek çabası.
Postu deldirmek: Kursunla vurulmak, yara almak
Postu sermek (bir yere) : Kısa bir süre için gittiği yerde daha uzun süre oturup kalmak. (Kars. Abayı sermek.)
Pot kırmak: Yersiz ve zamansız davranarak karşısındakini üzecek, ona dokunacak sözler söylemek (Kars. Bahayı taşa vurmak, çam devirmek, gaf yapmak,)
Poz atmak (kesmek, yapmak) :Yapay davranışta bulun mak
Punduna getirmek (pundunu bulmak): Tam zamanında ya ds yerin de -hareket etmek, bîr şeyi yapmak İçin en uygun zamanı seçmek; bir punduna getirmek.
Pusu kurmak: Vapacagı iş, öldürücaği insan ya da hayvan için (tuzak hazırlamak. -
Pusulayı şaşırmak : -1. Erdemli davranış ve tutumlardan ayrılmak -2. Gelişen olaylar karşısında ne yapacağını şaşırmak.
Pusuya düşmek : Hazırlanan tuzağa yakalanmak.
Pusuya yalmak: Pusu kurup onun gelmesini beklemek; öldürmek, ya kalamak için gizlenmek.
Put gibi (durmak) : Sessiz, sakin, hiç kımıldamadan (durmak).
Püf noktası: Bir işin en ince ve önemli noktası; gözönüne alınması, üzerinde durulması gereken nokta.
Püsküllü bela : Büyük sıkıntı ve zarar yol açan kimse ya da şey.
Püsküllü yalan: Büyük, abartılı yalan.